Sahipsiz mektuplar! Ölü insanları çağrıştırmıyor mu? Yapısı gereği ve bahtsızlık sonucu soluk bir umutsuzluğa sürüklenmiş bir adam hayal edin... Sürekli bu ölü mektuplarını elden geçirip alevlerin arasına atılmaları için onları sınıflandırmak kadar bunu perçinleyecek başka bir iş olabilir mi? Her yıl yığınla yakılır bu mektuplar... Kimi zaman, katlanmış mektubun arasından solgun memur, bir yüzük çıkarır ;onu takmış olan parmak belki de mezarda çürümektedir... Yardıma yetişsin diye yollanmış bir banknot -onunla rahatlayacak kişi ne bir şey yer ne açlık duyar artık- Yeis içinde ölenlere merhamet, umutsuzluk içinde ölenlere umut, çaresizlik içinde boğulanlara müjde... Yaşam için yola çıkan bu mektuplar,ölüme koşarlar.
Ah Bartleby, ah insanlık...
İnanıyorum ki iş yerime gelen meslektaşlarımın isteğim dışında yaptıkları hoşgörüsüz yorumları olmasaydı, bu kutsal ve bilge ruh halim böyle sürüp gidecekti. Fakat bağnaz zihinlerden çıkan sesler eninde sonunda yüce gönüllülerin kararlarını da yıpratır.
Ciddi ve içten bir insanı hiçbir şey pasif direniş kadar sinirlendiremez. Eğer direnç gösterilen kişi vicdan sahibi ise ve direnenin tehlikesiz olduğunu görüyorsa ilkin muhakeme edip çözmesi mümkün olmayan durumlarda hayal gücüyle yorumlayıp anlamlandırmak gibi iyi niyetli bir çaba gösterir.