İbn-i Hazm’a göre: İnsan sürekli olarak belirsizliğin yarattığı kaygıdan, anksiyeteden kaçmaya çalışır ve onu güdüleyen temel etmen de budur. Yaptığı her davranış ve söylediği her söz bu duygudan kaynaklanan gerilimi giderme amacını güder.
Tek kelimeyle mükemmel.
Öncelikle Steinbeck’in romanlarında kimseyi idealize etmemesi yazarın en sevdiğim yönlerinden biri. Karakterler kusurlarıyla, zaaflarıyla, çoğu zaman da iç hesaplaşmalarıyla gerçek insanlar gibi. İyilikle kötülük arasında bocalayan, sevilmek isteyen ama nasıl seveceğini bilemeyen karakterler yine var kitapta.
Kitabın en iyi tarafı bence şu: Hiçbir duygu, tek boyutlu değil. Sevgiyle nefret aynı karakterde buluşabiliyor, iyilikle kötülük iç içe geçiyor. Yazar, insanların iyi ya da kötü olarak doğmadığını, seçimlerinin onları şekillendirdiğini anlatıyor. Romanda da geçen, Eski Ahit-İbranice kökenli “timşel” kelimesi (“yapabilirsin”) aslında kitabın kalbi. Ne olursan ol, sonunda <günahları> seçme hakkın senin elinde.
Karakterlere çok değinmek istemiyorum ama Cathy’nin karanlığı, Lee’nin bilgeliği beni etkiledi. Beni etkileyen başka bir konu da “babadan oğula geçen yük” teması.
Okuması uzun süren ama kesinlikle sıkıcı olmayan bir kitap. Okumanızı tavsiye ederim.