“Onun içinde çok nefret vardı. Ama sebebini de neye yöneldiğini de bilmiyorum, bir muamma. Ayrıca sağlıklı bir nefret değildi; öfke yoktu içinde, merhametsiz bir nefretti.”
Bu kitap bir masal gibi başlıyor ama aslında bir alegori, dünyanın bir aynası. Yaşar Kemal, bir karıncayı konuşturuyor ama onun sesinde yüzyıllardır ezilmiş halkların sesi var. O küçük, topal, kırmızı sakallı karınca aslında umudun, sabrın ve insan onurunun ta kendisi.
Filler Sultanı büyük, kibirli ve acımasız. Her şeyi bastırmak, herkesi susturmak istiyor. Karşısında ise ne bir ordu var, ne silah… Sadece küçük bir karınca. Ama o karınca duruyor, bükülmüyor, korkuyor ama yine de susmuyor. Bu çatışma bana çok tanıdık geldi okurken…
Kitap hayvanlar üzerinden geçiyor ama aslında her satır insanlara dair. Bir karınca kolonisinin içinde bile adalet, cesaret, dayanışma var. Hele ki o topal karıncanın direnişi… Okurken boğaz düğümleniyor. Çünkü bu, sadece bir karıncanın değil, susturulmak istenen herkesin hikayesi bence.
1984’ten hemen sonra okumak da bir devam niteliğinde oldu. Bu hayvan (ve tabi ki insan) distopyasını okumanızı tavsiye ediyorum.