Bir öğretmen öldüğünde yalnızca bir insan ölmez. Belki de susturulmuş bir emek görmezden gelinmiş bir yorgunluk ve duyulmayan bir çığlık toprağa gömülür. Irmak öğretmenin ardından konuşulanlar, ortaya çıkan iddialar ve ses kayıtları insanın aklına tek bir soruyu getiriyor.Bir insan ne kadar yalnız bırakılırsa sessizce yok olur?Ne garip bir düzen insanlar yaşarken seslerini duymayanlar öldükten sonra uzun uzun konuşuyor. Bir insan yardım isterken “abartıyor” deniliyor, hakkını ararken “sorun çıkarıyor” deniliyor, susunca ise “neden kimse fark etmedi?” diye soruluyor. Oysa bazen insanlar bir anda yıkılmaz; azar azar kırılır.Bir okul, yalnızca dört duvar değildir. Orası güvenin, emeğin ve saygının olması gereken bir yerdir. Eğer bir öğretmen kendini baskı altında hissediyorsa, sesi duyulmuyorsa ya da yalnız bırakılıyorsa burada herkesin kendine sorması gereken sorular vardır. Çünkü bazen sessizlik bile büyük bir sorumluluğun işaretidir.Belki bugün herkes farklı şeyler söylüyor. Kimisi suçlu arıyor, kimisi susuyor, kimisi ise yalnızca izliyor. Ama gerçek şu: Bir insanın yaşadığı sıkıntıları ölümünden sonra konuşmak, çoğu zaman çok geç kalınmış bir vicdandır.Ve belki de en acı soru şudur: İnsanları gerçekten kaybetmeden önce neden duymayı öğrenemiyoruz?