Gilman'ın Dağı Yerinden Oynatmak eseri, ilk bakışta gelecekte kurulmuş ideal bir toplum tasviri gibi görünüyor. Ama bence temelinde “insan değişebilir mi?” sorusunu tartışan bir ütopyadır. Kitap, 1910’ların dünyasından gelen John Robertson’ın otuz yıl sonrasına uyanması üzerinden ilerler. Eski dünyanın erkek egemen, sınıf farklarının belirgin ve geleneklerin güçlü olduğu yapısı ile yeni dünyanın daha eşitlikçi, bilimsel ve düzenli toplumu karşılaştırılır.
Kitabın en güçlü taraflarından biri, geleceği teknolojik gelişmelerden çok zihniyet değişimi üzerinden kurmasıdır. Gilman’ın ütopyasında asıl devrim makinelerle değil, insanların düşünme biçimiyle gerçekleşir. Kitabın önsözünde de bu ütopyanın “zihniyet değişiminden başka bir değişim içermediği” ve insanların mevcut imkanlara farklı bakmayı öğrenmesi üzerine kurulduğu belirtilir.
Yazar özellikle kadınların toplumdaki konumuna odaklanır. John’un geleceğe geldiğinde en büyük şaşkınlığı teknolojiden çok kadınların toplumdaki yeridir. Kız kardeşi Nellie artık eğitim almış, güçlü, bağımsız ve toplumda karar verici bir konumdadır. John’un eski dünyasındaki “kadın korunması gereken kişi” anlayışı tamamen tersine dönmüştür. Gilman burada aslında kadınların değişmediğini, fırsat verildiğinde potansiyellerini ortaya koyduklarını savunur.
Ancak kitapta beni en çok düşündüren noktalardan biri, ütopyanın bazı konularda fazla kusursuz tasarlanmış olmasıydı. Gilman’ın geleceğinde suç, yoksulluk, ayrımcılık ve birçok toplumsal problem neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır. İnsanlar daha ahlaklı, daha bilinçli ve daha uyumludur. Nellie’nin anlattığı bu dünya oldukça etkileyicidir; fakat aynı zamanda şu soruyu doğurur: İnsan gerçekten bu kadar tamamen değişebilir mi?
Din konusu ise bence kitabın en tartışmalı taraflarından biridir.