"İslamiyet, baştan başa mesuliyet ve mükellefiyettir. Ondan kaçamayız."
Bana kalırsa Aziz Efendi'nin Erbakan hocada tezahür etmiş en fevkalade sözlerinden bir tanesi budur. Belki de Erbakan hoca, bütün ömrü hayatı boyunca bu sözün ağırlığını omuzlarında hissetmiş, bu yüzden davası uğruna hiçbir zorluğa boyun eğmeden, hiçbir şeyden 'kaçmadan', sabırla yoluna devam edebilmiştir. Çünkü dinin ona vazife olarak biçtiği "mesuliyetler ve mükellefiyetler" vardır. Her birimize olduğu gibi…
İyi bir tahsil görmüş, ağır ceza reisi baba Mehmet Sabri Bey, -ki şer'i ilimlerde de oldukça donanımlıdır ve aynı zamanda medrese tahsili de almıştır- Sinop'un tanınmış ve varlıklı ailelerinden birine mensup olan anne Kamer hanım ve tabi bu iki insanın oluşturduğu aile medresesi. Evet, bence tam olarak bir medrese, hatta Ömer Seyfettin'in söylemi ile "Gizli mabed" bile diyebiliriz. Mehmet Sabri Bey'in nasıl feraset sahibi bir müslüman olduğunu çocuklarına koyduğu isimlerden dahi anlayabiliriz:Nizamettin, Sadettin, Necmettin, Kemalettin, Atıfet ve Akgün…Okuyup "Ehl-i vatana ve İslam'a hizmet edecekler çünkü."
Mehmet Sabri Bey, görevi dolayısı ile Anadolu'nun birçok ilini gezmiş ve gittiği illerde kendine uygun muhitler bulmuştur. Afyon'da iken Nakşibendi Şeyhi Yörükzade Ahmet Feyzi Efendi onu etkileyen başlıca kişilerden bir tanesidir. Hatta Erbakan hoca bu sıralarda henüz yaşını doldurmamıştır ve Ahmet Feyzi Efendinin bir gün duasına da mazhar olmuştur:"Maşallah, çabuk büyü de derse yetiş, Ya Rabbi İslam'a Kuran'a hizmetkar eyle." Neydi?..Dua mü'minin miracı..
Elbette dua kadar, bir çocuğun yetişmesinde ehemmiyet arz eden şeylerden bir tanesi anne-babadır. Daha en başta Mehmet Sabri beyin ve Kamer Hanımın benimsediği kriterlerin ileride çocuklarını nasıl yetiştirici bir etkiye sahip