Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki, Hak Teâlâ kullarına inayetiyle kıldığı re'fet ve rahmeti, birbirleri için icåbeden kollama, şefkat, kayırma ve rağbeti duyurmuş, nitekim hadis-i kudsilerinde şöyle buyurmuştur: Ey insanoğlu, siz ancak size ihsân edene ihsân edersiniz, size gelene gidersiniz, sizinle konuşanla konuşursunuz, size yemek yedirene yemek yedirirsiniz, ikram edene ikram edersiniz. Bunda birinin diğerinden üstünlüğü yoktur. Üstün olanlar kötülük edene iyilik edenler, kendine gelmeyenlere gidenler, kendinden uzak duranlarla konuşanlar, yemek vermeyenlere yemek verenler, ihanet edenlere ikram edenlerdir. O halde bağışlayınız, musafaha ediniz, tevâzu ediniz, ayıpları örtünüz, merhamet ediniz ki, merhamet olunasınız.
Sayfa 1084
"Ehlullah, hangi işi yaparlarsa yapsınlar, ezanı işittiklerinde hemen onu bırakıp namaza koşarlar."
Sayfa 440 - Altınoluk Yayınları, İstanbul - 1433 / 2012·Kitabı okuyor
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Alâüddin Attar -rahmetullahi aleyh- sohbet hususunda şöyle buyururlardı: "Dâimâ ehlullah ile beraber olmak, akl-ı meâdın (âhirete ehemmiyet verip oraya hazırlanan aklın) ziyâdeleşmesine vesile olur."
Sayfa 328 - Altınoluk Yayınları, İstanbul - 1433 / 2012·Kitabı okuyor
Muhabbetin sırrı tüm varlıklarda vardır. Bundan dolayı tüm varlıklar tesbih ederler, konuşurlar, hadiste de geldiği gibi “Uhud bizi sever, biz de onu severiz” Sevmek ve korkmak gibi sıfatlara sahiptirler. Ehlullah bu manayı idrak eylemişler ve varlıkların gerçekten yaşadıklarını gözlemlemişlerdir
Bir mü'min, Allah'ın azabının şiddetini bilse idi, cennetten ümidini keserdi! Kâfirler de, Allah'ın merhametinin ne (kadar geniş) olduğunu bilselerdi, cennete girmeyi ümid ederlerdi!" (Müslim, Tevbe, 23) Bu bakımdan her bir mü'min, "havf ve recâ"; yani "korku ile ümîd" arasında yaşamalı; "Cehenneme sadece bir kişi girecek!" deseler, "Acaba ben miyim?" korkusu içinde, "Cennete sadece bir kişi gire-cek!" deseler, yine "Acabâ o ben miyim?" ümîdi içinde olmalıdır. Korkuda kademeleşme olduğu gibi muhabbette de bir kademeleşme söz konusudur. Günahkâr kimseler Allah'ın azabından korktukları hâlde ehlullâh, gönüllerinin mahbûbu Cenâb-ı Hakk'ı incitmekten ve sevgisinden mahrum kalmaktan korkarlar. Unutulmamalıdır ki peygamberler dahî zelle işlemiş, onun ıztırabı ile tevbe ve istiğfâr içinde yaşamış, böylece kendilerine beşerî acziyet tattırılmıştır. Çünkü mutlak üstünlük ancak Allah'a aittir. Acziyetten müstesnâ ve münezzeh olan yalnızca O'dur.
Sayfa 129·Kitabı okuyor
Alıntı
İşte Peygamberin övündüğü fakirlik bu idi... Anla!
Peygamber Aleyhisselam: Fakirliğimle iftihâr ederim, övünürüm', buyurdular. Bu fakirlik mal, servet fakirliği anlaşılmasın. Zirâ Resülullah mânâdan bahsediyordu. Bir insanda varlık, Hakk'ın varlığıdır [ve bütün evren ve içindekiler içinde böyledir). Bu sırr tahakkuk ederse, o insan fakir kâlmaz mı? Sen böyle bir fakirlikle övünmez misin? Elbet övünürsün. Fakirlikten kasıt, kişinin varlığı olan; ef âli, sıfâtı ve zâtı [vücüdu] bunların aslî sâhibi olan Allâh'a vermekle olur. Ehlullâh lisânında buna fenâfillâh' denir ki, gerçek fakir budur. Varlığından eser kâlmayan kişi, fakir değil midir? Fakirdir elbette!..
Divan Edebiyatı