Mecelle geçmişimi bir koşu Risale-i Nur'a bağlayıp kapatacağım incelemeyi.(Okurken bilmiyordum ama artık biliyorum.)
"Hayr-ı kesir için şerr-i kalil kabul edilir."
"Def-i mefâsid, celb-i menâfiden evlâdır"
Yani. Çok hayırlar için az şerler kabul edilir. Ve de, Kötülüklerin giderilmesi, iyiliklerin elde edilmesinden önce gelir gibi gibi. O yüzden Mecelle'nin hayatımızdaki yeri yeni değil diyebiliriz. Ben diyorum. Mecelle'nin hepsini de okuyacağım inşallah, artık kitaplıkta bakışmak yok, ama bunun için fakültenin bitmesini beklemek zorundayım.
Üstad bu ilkeleri bazen doğrudan Mecelle ifadesiyle, bazen de eş anlamlı bir fıkıh prensibi olarak kullanmış.
1. `Def-i mefâsid, celb-i menâfiden evlâdır.`
(Zararları önlemek, fayda sağlamaktan önceliklidir.)
İfade edildiği yer:
"Her zaman def-i şer, celb-i nef'a râcih olmakla beraber [yani: kötülüğü defetmek, fayda sağlamaktan üstündür], bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında, bu takva olan def-i mefâsid ve terk-i kebâir [büyük günahları terk etmek] üssü'l-esas [temel esas] olup, büyük bir rüçhaniyet [öncelik] kesb etmiş."
Kastamonu Lâhikası, 103. Mektup
2. `Ehven-i şerreyn ihtiyar olunur.`
(İki kötüden, daha az kötü olanı tercih edilir.)
Bu ilke, Külliyat'ta genellikle "ehvenişer" (şerrin en hafifi) olarak geçer ve hatta bence, serence bu kelimeyi kullananlar en az bir defa risale okumuştur:
"Cemaatin selâmeti için fert feda edilmez. 'Nahnü nahkümü bi'z-zâhir' [Biz zâhire/görünüşe göre hükmederiz] kaidesiyle, zâhiren bir cinayet, on masumun hakkını ihlâl etmektir. Amma 'ehvenüşşer' deyip, cemaatin selâmeti için bir ferdin hakkı, rızasıyla olmalı..."
Sünuhat, "Hutbe-i Şâmiye Zeyli"
Burada ve Külliyat'ın başka yerlerinde (özellikle Emirdağ Lâhikası), iki zararlı durumla