Sana yemin ediyorum. Her neredeysen gelip seni bulacağım. Eğer öldüysen, peşinden koşacağım. Ölümden sonra hayat yoksa da, sana kavuşmak için onu yaratacağım.
Kendimizden başka bir canın iyiliği için hayata yalvardığımızda doğuyordu insanlığımız. Belki de bu yüzden habire doğuruyorduk, kendimizden başkasını sevebilme kabiliyeti geliştirebilelim diye.
İnsanın ailesinden aldığı yaraların bir ömür, hatta bir ölüm sonrasında bile geçmeyeceğini ve bu yaraların ruhumuza kadar işlediğini anlatan harika bir kitap.
Kitabı özetleyecek olsam sanırım sadece bu tek cümle ile özetlerdim. Gece açan çiçekleri öylesine uyuyamadığım bir gece rastgele seçmiş, rastgele okumuştum ve benim için de gerçekten gece açan bir çiçek oldu. Sabaha kadar okudum.
Kitap insanı ve insanın yaralarını öyle güzel işliyor ki, bazı yerleri okurken sanki o kitapta sürekli geçen meşhur portre benim içimmiş gibi hissettim. Kitapta 2 farklı dönemden, 2 farklı hayattan söz ediliyor ve 2 farklı ana karakterimiz var. Fakat bu karakterlerin o kadar çok ortak noktası var ki. Özellikle de bazı hisleri. Yaraları farklı yerlerden ama hissettikleri şeyler çok benzer. Aslında hepimizin hissettikleri fazla benzer değil mi zaten?
Beni kitabın dili fazlasıyla içine çekti. Çok heyecan veren, insanı hayrete düşüren olaylar yok. Aksine çok sıradan ve belki de herkesin hayatında denk gelebileceği şeyler bunlar. Bu yüzden bu kadar sevmiş olabilirim. İnsana, insanın hissettiklerine o kadar yakın ki sevilmemesi mümkün de değil.
Herkese şüphesiz önerebileceğim bir eser. Yazarın bu kitabından sonra tüm kitaplarını okuma kararı aldım, umarım öyle de yapacağım.
İyi okumalar