Eksik İnsanların Masası: Haklılıktan Sorumluluğa, Sığınaktan Dikkat Etiğine Bir Yolculuk İnsanlık düşüncesi, çoğu zaman büyük bir mimari inşa faaliyeti gibi işlemiştir. Filozoflar, kuramcılar ve sistem kurucular, insanı dünyadaki ağırlığından kurtaracak, ona bir "haklılık" zemini verecek veya varoluşun sancısını dindirecek görkemli kuleler inşa etmişlerdir. Ancak, bir insanın kendi zihniyle, vicdanıyla ve sorumluluklarıyla kurduğu ilişki üzerine yapılan bir sorgulama, bu kulelerin aslında birer sığınak olduğunu fısıldar. Adalet teorilerinden, devrim anlatılarına; geleneksel erdemlerden, modern aydınlanma vaatlerine kadar her büyük düşünsel yapı, insanın "yükünü" devretmesi için bir mekanizma sunar. Oysa gerçek bir düşünsel olgunluk, sığınak inşa etmekte değil, sığınakları birer birer sökmekte yatar. Sığınakların Çöküşü ve "Muafiyet" Mekanizması İnsan zihni, tarih boyunca eylemleriyle vicdanı arasındaki mesafeyi korumak için sürekli bir "muafiyet" arayışında olmuştur. Kimi zaman tarih, kimi zaman ulus, kimi zaman Tanrı, kimi zaman da mağduriyet veya bilim; sorumluluktan kaçışın meşru gerekçeleri haline getirilmiştir. "Ben üstüme düşeni yaptım, gerisi artık benim sorumluluğum değil," fısıltısı, her ideolojinin arka planında çalışan sessiz bir motordur. Bu yürüyüşün ilk aşaması, bu muafiyet mekanizmasını teşhir etmekti. İnsan, kendi haklılığının arkasına saklanarak başkasının acısını görmezden gelebilir; ya da kusurluluğunu bir mazeret olarak kullanıp eylemsizliği seçebilir. Oysa gerçek bir etik duruş, ne haklılığın arkasına saklanmayı ne de hatanın arkasına gizlenmeyi kabul eder. Ahlak, bir "aklanma sertifikası" değil, omza düşen payın devredilemez hamallığıdır. Bekçilikten Bahçıvanlığa, Atölyeden Masaya Düşünce, bu süreçte statik rollerden dinamik süreçlere
Felsefe
Duygu,Düşünce
Sessizce izlenir duygu,düşünce, Her biri görünür içe inince. Zihin bir araçtır,sunar geçmişi, Düşünce zihinde izler her işi. Geçmişten kalanlar duygu eseri, Tatları iletmiş her bir değeri. İnsan da düşünür,görür zihni, Zihnin içinde kalmış tadın kendini. İnsan baktığında içte olana, Yol alır usulca hakikat,şuura. Ne isim aranır ne de ki suret, Özünde kaybolur kurulmuş hasret. Bir damla misali ummanda erir, Sessizlik içinde kendini bilir. Söz bittiği yerde var olur bu hâl, Orada kaybolur korku ve hayal. Sözler açılırsa bir isim gibi, İşaret,vurguya döner her biri. Tanımlar çözülüp öze bürünür, Bakan,bakılan da içte görünür. Yalnız bunu görür sözleri çözen. İzlerken olanı anlayıb,bilen. İçinde açılır zamansız kapı, Gerçeğe dönecek vardığı yapı.
Reklam
Babalar günü yaklaşıyor Babaya ait notlar
Türkiye’de babayı itibarsızlaştırıp anneyi yücelttiler, sonuç :disiplinsizlik Sağlıklı bir toplumsal yapının nüvesi olan aile, şefkat ile disiplinin dengesi üzerine kurulur. Şefkat kuralı esnettiğinde, disiplin ise şefkati dışladığında yapı bozulur. Türkiye'deki mevcut dönüşüm, bu dengenin disiplin ve sınır aleyhine, kuralsız bir duygusallık lehine bozulduğunu göstermektedir. Otoritesini ve itibarını kaybetmiş bir baba figürü, toplumun kural koyma ve kurallara uyma yeteneğinin ailedeki ilk kırılma noktasıdır. Toplumda baba figürünün zayıflaması sadece “erkek otoritesi” meselesi değildir; sorumluluk, sınır, istikamet ve yük taşıma kültürünün zayıflamasıyla ilgilidir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Sorun “annenin yüceltilmesi” değil, anne ve babanın birbirine rakip hâline getirilmesidir. Çünkü sağlıklı ailede; anne merhametin diliyle, baba istikametin omurgasıdır. Biri tamamen bastırıldığında çocuk ya sevgisiz büyür ya da sınırsız. Bugün birçok çocuk: eleştirilemeyen, sınır konulmaya, her arzusu merkeze alınan, “incinmesin” diye hayata hazırlanmaya bir psikolojiyle yetişiyor. Hayat ise duygulara göre değil, gerçeklere göre işliyor. Bu yüzden ilk darbede dağılan, sabırsız, otoriteye tahammülsüz bir nesil ortaya çıkabiliyor. Fakat diğer uç da tehlikelidir: Sadece korku üreten, sevgiyi göstermeyen, baskıcı baba modeli de insanın ruhunu ezer. Disiplinin amacı sindirmek değil, şahsiyet inşa etmektir. Daha dengeli ifade etmek gerekirse metin şu hâle gelebilir: > Aile; şefkat ile disiplinin, merhamet ile sınırın birlikte ayakta tuttuğu bir yapıdır. Şefkat disiplinsizliğe, disiplin merhametsizliğe dönüşürse aile çözülmeye başlar. Bugün yaşanan krizlerden biri de, sorumluluk ve otoriteyi temsil eden baba figürünün itibarsızlaştırılmasıdır. Çünkü
Alıntı
`chatgbt gizli kodları` : çekirdek prompt seti (gerçekten işe yarayan 10'lu) 1) `eli5` (`basitleştirme`) ne işe yarar: karmaşık konuyu çocuk seviyesinde anlatır kullanım: eli5 kuantum dolanıklık gerçek değeri: öğrenmede en hızlı kavrama aracı 2) `feynman` (`öğretme testi`) ne işe yarar: konuyu gerçekten anlayıp anlamadığını test eder kullanım: feynman yöntemiyle anlat: kara delikler güçlü yanı: boş ezberi yakalar 3)` first principles` (`ilk prensipler`) ne işe yarar: konuyu varsayımlardan ayırıp en temel yapıdan kurar kullanım: first principles yaklaşımıyla açıklayarak anlat: enflasyon güçlü yanı: “neden böyle?” sorusunu kökten çözer
Dürtülerimin hakimi olmakla onların kölesi haline gelmek
57. BÖLÜM ✨️Serkan✨️ "Serkan Bey, Haluk Bey ve ekibi geldi efendim." Asistanımın eşikten süzülen sesi, zihnimin derinliklerinde sakladığım, gün yüzüne çıkmasından ölesiye korktuğum şeyi uyandırdı. Göğüs kafesimin altında, derinde bir yerde, adeta kor parçası kıvılcımlandı. Hissettiğim şey sadece öfke değildi; bu, kabullenmekten kaçtığım, ruhumu saran kör edici kıskançlıktı. Daha dün, İnci’nin gözlerindeki tanıdık parıltıda kendimi görmüştüm. Bana olan hissiyatı, olduğu yerde dipdiri duruyordu. Peki ya Haluk'la aralarındaki şey neydi? Bu bilinmezlik beni akıl almaz, saçma sapan düşüncelerin karanlık dehlizlerine itiyordu. İnci'nin hayatı yeterince zorluklarla geçmişti, bir de kendi şüphelerimle onu köşeye sıkıştırıp daha fazla yormak istemiyordum. Arkamı döndüm. Kapıda sabırla komut bekleyen asistanıma bakarken, yüzümdeki her türlü karmaşayı silip attım. "Toplantı salonunda görüşeceğimizi iletin." Kapı usulca kapandığında yeniden camın ardındaki dünyaya daldım. Gökyüzü, yeniden İstanbul’un o meşhur, ağır ve kurşuni grisine bürünmüştü. Yağmur, sabırlı damlalarla camı döverken dışarıdaki dünya silikleşiyordu. Zihnim bir anlığına tüm bu karanlıktan sıyrılıp İnci’ye kaydı. Dudaklarımın kenarında beliren istemsiz, yumuşak tebessüm, ruhumun tek gerçeğini ele veriyordu. Bugün onu, o kıyafetler içinde görebilecek miydim? Ona has, özel kokusunu içime çekebilecek miydim? İçimi gıdıklayan tatlı düşünceden sıyrılıp, daha fazla bekletmemek adına, ceketimin önünü ilikleyip ofisimden çıktım. Adımlarım koridorda yankılanırken, her adımda kendime aynı telkini fısıldıyordum: "Karşındaki sadece Haluk Ünal. Buraya kapsamlı üniversite projesini konuşmaya geldi. İşine odaklan Serkan. Duygularını kapının eşiğinde bırak." Kıskançlığın zehirli
1000Kitap
Yeni Bir “Diriliş” Mümkün mü?
💼Bütün dünyanın “uygarlık krizi” yaşadığı bir dönemde, insanlık “yeni bir yol” arayışıyla karşı karşıyadır. Sezai Karakoç’a göre bu yeni yolun mimarı “diriliş insanı” ve ondan peyda olacak nesil “diriliş nesli”, o eşsiz neslin kuracağı toplum “diriliş toplumu” ve ortaya koyacağı uygarlık da “diriliş uygarlığı” olacaktır. Türkiye’de İslami oluşum, yapılanma ve hareketlerin fikir cephesi daha çok edebiyat üzerinden yürümüştür. Değişik mecralarda yayımlanan yazılar, yazılan şiirler, basılan kitaplar, çıkan dergi ve gazeteler bir tohumlama vazifesi görmüş ve yeni kuşakların filizlenmemesine katkı sağlamıştır. Daha çok da çıkarılan dergiler bir dönem “Ocak” vazifesi görmüştür. Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’su, Nurettin Topçu’nun Hareket’i, Sezai Karakoç’un Diriliş’i, Nuri Pakdil’in Edebiyat’ı bu dergilerin bir kısmıdır. Öyle ki bazı oluşum ve hareketler bu isim ve dergilerle anılır olmuşlardır. Bu çerçevede zaman zaman yurdun değişik yerlerinde verilen konferans ve buluşmalar ise gençlerin bilinçlenmesine katkı sağlamıştır. 1970-1980’li yıllarda bu isim ve dergiler çevresinde kartopu gibi gelişip boy atan akımlar, oluşumlar, hareketler ve yer yer siyasi yapılanmalar 2000’li yıllara gelindiğinde artık toplumun, devletin beslenme damarları haline gelmişlerdir. __Geriye dönüp baktığımızda ise bu edebi ve fikri yayınların-oluşumların ekseriyetle kendi döneminin koşullarına göre bir gelişim gösterdiklerini görürüz. Bu nedenle söz konusu şahıs, yayın ve fikirleri değerlendirirken kendi dönemlerinin iklimini göz ardı etmemek gerekir. Bu tür yazar, şair, edebiyatçı ve fikir insanlarının ortak yönü; edebiyat, şiir ve sanatlarını yaşadıkları dönemin ihtiyaçlarına göre kullanmış olmalarıdır. Yine bu şahsiyetlerin hepsinde bir dert, dava bilinci vardır ve insanlık adına
Makale|Yazı
Reklam
Reklam