"Da Vinci Şifresi" kitabında Silas karakteri, Vatikan'a hizmet ettiği söylenen Opus Dei tarikatının bir keşişidir ve aynı zamanda Jacques Sauniére’in katilidir. Albino olan Silas, gençliğinden beri reddedilme ve dehşetle karşılaşmasından motivasyonunu alır. Piskopos Aringarosa’nın etrafına katılarak dini bulur ve kendini Opus Dei'nin katı Katolik geleneklerine adar. Silas, kendini cezalandırma ve bekarlığa takıntılıdır ve hayattaki amacı Piskopos ve Opus Dei’ye yardım etmektir.
Silas'ın karakterini analiz edebilmemiz için önce varlığına bir göz atalım. Albino olması ve bu nedenle toplum tarafından dışlanması kitapta sıkça vurgulanmıştır. Albinizm, kalıtsal bir bozukluk olup görünüm bozukluğu nedeniyle toplumda kabul görmeme, anksiyete ve öz saygı kaybı gibi psikolojik sorunlara yol açabilir. Silas'ın çocukluğuna indiğimizde (10. bölümde anlatıldığı üzere), Silas, sarhoş babasının albino bir çocuk doğurduğu için annesine şiddet uygulamasına şahit olmuş bir çocuktur. Annesinin ölümüyle kendini suçlamaya başlamış ve ilk cinayetini 7 yaşında babasını öldürerek işlemiştir. Bu durumda olan bir çocuğun en çok isteyeceği şeyi vaat eden Opus Dei tarikatına bağlanmıştır. Vaat ettikleri şey "affolunmak"tır, ki bu Silas için annesinin ölüm sebebini kendisine bağlamış bir çocuk için çok önemli bir eylemdir. "İsa oradaydı ve ona bakıyordu. Buradayım, dedi İsa. Taş kenara yuvarlandı ve sen yeniden doğdun." (Sayfa 69) İnsan psikolojisi uzun bir süredir dine sığınmıştır. Silas da dine sığınmıştır, çünkü onu affeden, günahlarından arındıran bir koruyucu kalkan olarak görmüştür.
Tanrı olarak görülen şey, tamamen bağlanma figürüne uygun olarak görülen şeydir. Bu bağlanma figürünün anne veya baba imgesi olup olmadığını tartışmaya ihtiyaç hissetmiyoruz. Buradaki asıl mesele, Tanrı'nın,