... insan hayatında sürekli öğrenmek çok mühimdir. Mesela bir işe başladıktan bir hafta sonra, insanın kendi kendisine sorması lazım "Bu hafta ben bir şey öğrendim mi?" diye.
Ben bilimlerin tekamül kanununu, bir nehre benzetiyorum. Çok uzun zamandır kafamda böyle bir tasavvur var. Nehir küçük kaynaklardan çıkıyor, yavaş yavaş çoğalıyor, bir eğimden aşağı süratle akıyor. Ovaya doğru hızla akıyor ve ovada hem genişliyor hem de sürati azalıyor. Sonra bir daha toplanıyor ve yeniden hız kazanıyor ve bu şekilde sürüp gidiyor. Bilimler, farklı insanların elinden geçerek, farklı kültür dünyalarından geçerek yavaş yavaş gelişiyor. Ve bugünkü haline geliyor.
Oraya başladığımın birinci ayı Marburg Üniversitesi'nden geldiler. Dediler ki: "Senato sizin ordinaryüs profesörlüğünüzü kabul etti, gelip başlamanız lazım. Yalnız, Kültür Bakanı'yla bir konuşmanız gerekiyor. Çünkü ordinaryüs profesör olacak bir insan Kültür Bakanıyla konuşur, maaşının pazarlığını yapar. "Özür dilerim, ben gelemeyeceğim. Ben burada ilimler tarihi yapmak istiyorum." dedim. Bana, "Siz burada doçentlik kadrosuna sahipsiniz." dedi. "Bunlar benim için hiç mühim değil. Ben bilimler tarihiyle uğraşmak istiyorum." dedim. Adamcağıza çay ısmarlamıştım, onu içmeden ayrıldı yanımdan ve benimle daha hiç konuşmadı.
Ben hayatımı daima planladım. Liseyi şu zamanda bitireceğim diye planladım. Üniversiteyi öyle... Şu yaşta doçent olacağım, dedim ve bütün bunlarda muvaffak oldum. Baktım her şeyde muvaffak oluyorum, bende bir şımarma başladı. Ondan sonra bir askeri darbe geldi. Bir balığın üzerine atılan ağ gibi ben de o ağın içinde kaldım. O zaman baktım ki beşer olarak benim irademin bir sınırı varmış. İşte o olaydan sonra ben şuna karar verdim. Hayatımda eğer altı haftalık bir geleceğim garanti edilse, yani o kadar yaşayabilecek kadar maddi imkanım varsa, yedinci haftayı düşünmeyeceğim.
Eğer İslam, bilimi; bilim olarak teşvik etmeyip de, bilimin insan hayatına menfaati bakımından veya başka bakımlardan teşvik etmiş olsaydı bu, bilimlerin İslam dünyasında bu kadar gelişmiş olmasına kafi gelmezdi.