Hem kendi türü, hem de insan türü tarafından nefret edildiği, boyun eğmez ve inatçı olduğu, sürekli üzerine savaş açıldığı ve daimi bir mücadele içinde yaşadığı için gelişimi de hızlı ve tek taraflı olmuştu.
Şefkat ve merhametin yeşereceği bir toprak değildi bu. İçinde en ufak bir izi bile yoktu böyle şeylerin. Öğrendiği, güçlüye itaat et, zayıfı ez yasasıydı.
Boz Kunduz tanrıydı ve güçlüydü. Bu yüzden de Beyaz Diş ona itaat ediyordu. Kendisinden genç ve küçük bir köpek ise zayıftı ve yok edilecek bin canlıydı. Gelişimi, güç yönüne doğru olmuştu. Sürekli incinme, hatta yok edilme tehlikesi, İçinde yaşadığından saldırma ve korunma becerileri aşırı gelişmişti.
Harekerleri öteki köpeklerden daha atikti; onlardan daha tez ayaklı, daha becerikli, daha öldürtücü, daha esnek, demire benzer kas ve sinirleriyle daha sırım gibi, daha dayanıklı, daha zalim, daha yırtıcı ve daha zekiydi. Bunların hepsi olmak zorunda kalmıştı çünkü aksi takdirde kendini koruyamaz ve içine düştüğü düşman ortamda hayatta kalamazdı…
Genç köpekler sürüsünden dışlanmış biri olarak kanlı tarzı ve etkinliği sayesinde kendisine çektirilen eziyetin bedelini sürüye ödetiyordu. Sürüyle birlikte koşmasına İzin verilmiyordu ama işler o şekilde gelişmişti ki sürünün, herhangi bir üyesi de artık sürünün dışında tek başına koşamıyordu. Buna da Beyaz Diş izin vermiyordu.
Gelişimini sürdürdüğü bu dönem boyunca bir an bile kendini güvende hissetmedi. Bütün köpeklerin dişleri ve bütün adamların elleri ona karşıydı. Kendi gibilerin hırlaması, tanrılarınsa beddua ve taşlarıyla karşılanırdı. Çok gerilimli bir hayatı vardı. Sürekli diken üstünde, daima saldırmaya hazır ve kendisine saldırılmasından endişeli, ansızın üzerine firlatılabilecek beklenmedik nesnelere karşıi bir gözü hep açık.
Beyaz Diş, o kalabalık kampın ortasında kendini topumdan dışlanmış halde bulmuştu.
Yüzüne karşı söylerlerdi onun bir kurt olduğunu, hiçbir değerinin bulunmadığını ve sonunda başına kötü bir iş geleceğini…