“Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum” dedi. “Bu eksik sana değil bana ait. Ben de inanmak noksanmış… Beni bu kadar çok sevdiğini bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum… Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetine almışlar... Ama şimdi inanıyorum… Sen beni inandırdın…Seni seviyorum… Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum… Seni istiyorum… İçimde müthiş bir arzu var… Bir iyi olsam!.. Ne zaman iyi olacağım acaba?…
Hiçbir kadın, ihtiras halindeki bir erkek kadar aciz ve gülünç olamaz. Buna rağmen bu hallerini bir kuvvet tezahürü zannedecek kadar yersiz bir gururları vardır …
Niçin? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız?… Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? Niçin sizin yalvarışlarınız da bile bir tahakküm, bizim reddedişlerimizde bile bir acz bulunacak? 
Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur…