Nedir "Demirkırat" hikayesi , bilir misiniz?
Demokrat parti 1946 yılında kurulduğunda ismini telafuz etmekte zorlanan millet, daha yakın olduğu bir kelimeyi kullanmaya başladı.
"Demokrat" oldu sana "Demirkırat".
Olay tamamen dil dönmesi meselesi. Dönmedi benim milletimin dili "demokrat" kelimesine. Aslında benim milletimin aklı "demokrat" kelimesine hiiiiç ermedi...Nasıl mı?
Yüzlerce yıllık Osmanlı emperyalizmi ve Cumhuriyetin tek partili dönemi sonrasında "demokrasi" o kadar yabancı, o kadar yeni bir kavramdı ki, kimse onun ön koşullarını düşünmeden, kollarını sıvayıp atladı havuza. Demokrasiyi olabilecek en basit şekli ile, daha doğrusu kendisine anlatılan tek şekli ile kabul etti: "Çoğunluğun gücü ele geçirmesi!".
Bu çağdışı, yoz tanım, öyle kabul gördü ki, benim siyasi kavramlara uzak, eğitimsiz halkımdan kimse ne kuvvetler ayrılığını, ne özgürlükleri, ne hoşgörüyü, ne eşitlik ilkesini hesaba kattı.
Aldın mı iktidarı, ez diğer tarafı.
"Demirkırat"ın, yani Demokrat Parti'nin iktidarı ele geçirdiği 1950 yılından itibaren, millet adına gücü ele geçirenler, diğer tüm ilkeleri yok varsayarak, cumhuriyet tarihinin en faşizan, en ayrılıkçı dönemlerinden birine imza attı. Kendisine oy verenleri sonuna kadar kayırıp, müthiş bir çıkar paylaşımı düzeni kurarken, kendisini desteklemeyen herkesi ötekileştirdi, hatta vatan haini ilan etti. Eleştiriye karşı tahammülsüzlüğü nedeniyle yüzlerce gazeteci binlerce yıl hapse mahkum oldu. Muhalefet milletvekilleri, parti genel başkanları iktidar partisinin çeteleri tarafından taşlandı, linç edildi. TC tarihinin en karanlık anti azınlık hareketi 6-7 Eylül olayları organize edildi. Üstelik tüm bunlar benim "millet" denen sığ çoğunluğun gözünde gayet meşruydu. Gücü elinde tutanlar bu sığlığı kullanarak, gidilebilecek en faşizan noktaya