Mağazada işler harika yürüyor der, Sofía’nın elinde evin trenini taşıyacak olandan fazla para olmasından hep endişe ederdi. Anaç sorumluluklarını eksiksiz üstlenmesinden ötürü, delikanlılara baka baka onu över ve laf arasında, seçkin gençleri mülklerine el koymak için manastıra kapanmaya özendiren dinlere hafif ama hissedilir bir iğne batırırdı— iyi bir Hıristiyan olmayı bırakmadan bilinçli de olunabilirdi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Mexico City’deki bir Científico editörü “dürüst insanlar açısından olay, sakin, eğitimli, kaliteli ve ilerici bir müdahale olarak başlamıştı” ve yozlaşıp “çarığın ayakkabıya, tulumun pantolona, meyhane öğesinin dürüst insanlara açtığı gerçek bir savaşa dönüştü” diye yakınıyordu.
Sonuçta Meksika’nın, görkemli ve asortik geçit resimleriyle dolu, uzun ve zengin bir hayatı dört gözle bekleyen en süslü ve önemsiz, iffet budalası ve yaltakçı düklerinden biri oldu.
Sessiz bir adamdı, köydeki erkeklerin çoğundan daha az içer, içtiğinde ise iyice sessizleşirdi. Bir keresinde, birkaç haftalığına Moreloslu bir şeker plantasyonu sahibinin şatafatlı Mexico City ahırlarını işletti. Bu toplumsal olarak da iktisaden de tırmanışa geçmek için iyi bir fırsattı — istese küpünü doldurup kendi ahırını açabilir, hatta küçük bir hayvan çiftliği dahi edinebilirdi. Ama şakşakçılık, yaltakçılık gerektiren değersiz mecburiyetler, dolap çevirmeler, iş becermeler, iltimaslar — bunlar kelimenin tam anlamıyla midesini bulandırıyordu.