Lynda

Lynda
@elegan
Göğe yükselen cinlerin, mele-i ala'dan kulak hırsızlığı yoluyla çaldıkları sözler
Voltaire
"Nerede ki akıl özgürdür ve egemendir, orada din adamına yer yoktur"
Sayfa 17
Din
Reklam
Tanrı (sonradan) bildi-anladı
Kuran'da, "Tanrının her şeyi bildiği" yazılı (Nisa 176.ayet, Cin 26.ayet). Ne var ki kimi sözlerine yorumsuz bakıldığında "Tanrının bir takım konuları sonradan BİLİP ANLADIĞI'nın anlatıldığı" da açıkça görülür : Bakara Suresi’nin 187.Ayeti : “Oruç gecesinde, kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz onlar için birer elbisesiniz. Tanrı bildi-anladı ki, siz kendinize egemen olamıyorsunuz. O nedenle sizin tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Şimdi GİRİŞİN kadınlarınıza artık..." Olay: O dönemde, bir kişi oruç tutar da, iftar zamanı, orucunu bozmadan uyursa, o kimse ne o gece, ne de ertesi gün akşama değin orucunu bozabilirdi. Ne yeme, içme ne de cinsel ilişki. Adamın birinin başına bu durum gelmiştir. Yani iftar etmeden uyumuştur. Şimdi, ertesi günün akşamına değin her şey yasak. Adam dayanamaz, gece uyanınca karısıyla yatıp cinsel ilişkide bulunur. Ertesi gün, üzgün, durumu gidip Muhammed’e anlatır. Rastlantı bu ya, aynı şey Ömer’in (Halife) başına da gelir. Muhammed’e açıklar durumunu. Bu durum başlarına gelen başkaları da vardır. Onlar da açıklarlar. İşte bu OLAYLAR üzerine, anlamı yukarıda sunulan ayetin geldiği bildirilir.
Sayfa 38
Din
AKL
Birçok sözcük gibi “AKL”ın kökü de “deve”lidir. “Ikâl” Arapçada, “devenin bağlandığı (deveyi bağlamaya yarayan) ip'tir. Ayet ve hadislerdeki “akl”dan türeme sözcükler de bu köke dayanır. “Bağlamak, alıkoymak, hapsetmek” anlamlarını içerir. Ayetlerdeki “belki aklederler...” anlamındaki sözlerde geçen “akletmek” de “anlamak” ve “özellikle Tanrısal konuları düşünmek”tir. Bunun bilinen “akıl”la ilgisi yoktur...
Sayfa 34
Din
"Nesh", Kurandaki çelişkilere, Kuran yorumcularınca bulunan bir açıklama biçimidir. Hadislerdeki çelişkiler için de nesh ileri sürülerek açıklama getirilir. Tanrı aynı konuda bir ayette bir şey söylüyor, başka ayette başka şey söylüyor. Örnek: Enfal suresinin 65. ayetinde " Ey peygamber! İnanırları, öldürüşmeye (savaşa) kışkırt ! " dendikten sonra şöyle deniyor: "Sizin sabırlı 20 kişiniz, onlardan 200 kişiyi yener. Sizin 100 kişiniz, kafirlerden 1000 kişiyi yener. Çünkü onlar anlamayan (geri zekalı) bir topluluktur. " Tanrı burada, inanırların, kendilerinden sayıca "10 kat" daha çok olan inanmazları yenecek güçte olduklarını açıkça bildiriyor. Ama daha sonra görüş değiştirmiştir. Bakın ne diyor : "Şimdi, Tanrı sizden (yükü) hafifletti. Bildi-anladı (alimellahu) ki, sizde bir güçsüzlük vardır. Sizin sabırlı 100 kişiniz, onlardan (yalnızca) 200 kişiyi yener. Sizin 1000 kişiniz, Tanrı'nın izniyle onların 2000 kişisini yener. Tanrı sabredenlerle birliktedir." (Enfal suresi 66.ayet) Bu iki ayet de "nesh" olayına örnek gösterilenlerdendir.
Sayfa 42
Din
Tanrının Bedduaları
İnsanların Tanrıdan "üstün bir güç"ten dilekte bulunmaları doğal ama "Tanrının dilekte bulunması"na gelince anlaşılır gibi değil. Tanrı her şeyin, her gücün üstünde görüldüğüne göre hangi üstün güçten dilekte bulunur? Gelin işin içinden çıkın! Kuran'daki Tanrının beddualarını akla uygun bir biçimde yorumlamaya çalışan Kuran yorumcuları da çok zorlanır, işin içinden çıkamazlar bir türlü. Kuran'ın Tanrısı en başta insan denen varlığa beddua eder: - "Canı çıksın o insanın, o ne nankördür" (Abese 17. ayet)
Sayfa 47
Din
Reklam