Kuran'ın bizzat kendisini, kimi ayetlerinin Peygambere sorulan sorulara bağlı olarak ortaya konulduğunu ifade etmektedir. Bu sorular Yahudiler ve Hristiyanlar tarafından soruluyorsa daha çok Hz.Muhammed'in bilgisini ölçmeyi, onu sınamayı; müşriklerce soruluyorsa onu eleştirmeyi; Müslümanlar tarafından soruluyorsa bilgi almayı amaçlamaktadır.
Özellikle Medine döneminde Hz.Muhammed, dini önderliğin yanında devlet başkanı da olunca sorular daha da artmış gözükmektedir.
Yani kimilerinin sandığı gibi Kuran'ı sırf Kuran'ın kendisinden yola çıkarak anlamak mümkün değildir; atıflarını, göndermelerini, muhataplarını ve gelişimini geleneğin aktardığı öğreniler aracılığıyla bilmekteyiz.
Çoğu kez Kuran'da yer alan tartışmalarda Tanrı'nın insanları tehdidiyle de karşılaşılır. Örneğin, Kuran'a eskilerin masalları(esatir el-evvelin) diyen birisi için "yakında onun burnu üzerine damga vuracağız" denilebilmektedir. Bilindiği gibi tehdit, ikna gücü zayıf olan ya da bilgisel açıdan doyurucu yanıt vermekten aciz kalanın başvurabileceği bir yöntemdir. Her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten Tanrının insani sözlerini eleştirenleri ikna yerine tehdit etmesi anlaşılır bir şey değildir...
Öte yandan Kuran'ın benzerinin getirilmesi konusunda olası bir girişimde benzerliği belirlemek için kimin hakem olacağı, benzerle neyin kastedildiği vb. durumların açık bir biçimde belirlenmediğini de belirtmek gerekir.
Sözgelimi, çöl ortamında suya ve yeşilliğe duyulan özlem, Arapların bakire ve iri gözlü cariye ve sedefte saklanmış inci misali gılman düşkünlükleri vb. cennet betiminin en temel konuları arasındadır.