Suruş'un makalesinin üçüncü bölümü "nebevi tecrübenin diyalojik tabiatı" üzerinedir. Önce vahyin dini bir tecrübe olduğunu ardından bu tecrübenin genişleyen, değişen bir tecrübe olduğunu dolayısıyla da bu tecrübenin Peygamber'in şahsiyetinden ve de zihninden bağımsız olmayan bir tecrübe olduğunu söyledi. Bunların hepsinin varıp geldiği nokta ise vahyin peygambere tabi olduğu ve Kuran'ın "Peygamberin kelamı" olduğudur. Nebevi tecrübenin diyalojik bir tabiatı olduğunu söylerken amacı tamamen Kuran metninin Peygamberin iç dünyası kadar, toplumla girdiği diyalog ve iletişim neticesinde oluştuğunu ve tarihsel bir doğasının olduğunu göstermektedir.
Suruş'a göre Kuran, bu yüzden geçmiş peygamberlere inen kitapların aksine bir kerede inmemiş, tedricen inmiştir. Peyderpey nazil olan Kuran'a paralel olarak din kemale ermiş ve Hz.Peygamberin şahsiyeti daha çok olgunlaşıp gelişmiştir. Bu yüzden Suruş, Kuran'ın Kadir gecesinde bir kerede Hz. Muhammed'in kalbine indirildiği görüşünü reddeder. Çünkü vahiy tecrübesinin oluşumu bir öğretmenin bir kerede hazırlayıp sunduğu bir dersten çok, elinde bir ders metni olsa da derse girdiği anda öğrencilerin sorularıyla nereye gideceği ve nasıl şekil alacağı belli olmayan diyalojik bir ders gibidir.