"İslam evrenseldir" denir ama mesele dönüp dolaşıp Arapça'ya gelir. "Sen Arapça biliyor musun? Şimdi Arapçada müzekker,müennes..." falan filan...
İslam bu Arapça engelini aşamıyor. Arapça bilinse de bir şey değişeceği de yok. Din adamları Nisa34'deki DaRaBe kelimesinin anlamı üzerinde ittifak bile edemiyorlar. Bir kelime 10 farklı anlama geliyorsa o kitap 21.yy insanı için apaçık falan da değildir.
Yüksek Kurul üyelerinden Yusuf adında iyi ve doğru bir adam vardı. Bir Yahudi kenti olan Aramatya'dan olup Tanrı'nın Egemenliği'ni umutla bekleyen Yusuf, Kurul'un kararını ve eylemini onaylamamıştı.
Pilatus'a gidip İsa'nın cesedini istedi. Cesedi çarmıhtan indirip keten beze sardı, hiç kimsenin konulmadığı, kayaya oyulmuş bir mezara yatırdı. Hazırlık Günü'ydü ve Şabat Günü başlamak üzereydi.
(Luka 23: 50-53)
Öğleyin on iki sularında güneş karardı, üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü. Tapınaktaki perde ortasından yırtıldı. İsa yüksek sesle, “Baba, ruhumu ellerine bırakıyorum!” diye seslendi. Bunu söyledikten sonra son nefesini verdi.
(Luka 23:44-46)
İsa'yla birlikte idam edilmek üzere ayrıca iki suçlu da götürülüyordu. Kafatası denilen yere vardıklarında İsa'yı, biri sağında öbürü solunda olmak üzere, iki suçluyla birlikte çarmıha gerdiler. İsa, “Baba, onları bağışla” dedi.
(Luka 23:32-34)