"Çünkü, saadet tamamıyla gönül işidir. Ve içimizdedir. Onu kendi içimizden başka bir yerde sanıp aramak ve saadeti sırf servet, iktidar ve şöhrette görmek çölde serabi su zannetmektir."
"Hırvatistan'da savaş zamanında yaşamak, kontrolün kaybı anlamına gelirdi; uyurken bile her düşünceye, her harekete savaş hakimdi. Onu unutmanıza fırsat vermezdi ama Amerika'nın savaşı beni sınırlamıyordu; suyumu kesmiyor, beslenme kaynaklarımı azaltmıyordu. Tanklar, askerler ya da parça tesirli bombalarla ele geçirilme tehtidi yoktu; burada öyle şeyler yoktu. Amerikada savaş demek Hırvatistan da olanlarla da öyle uyuşmazdı ki kelime neredeyde yanlış kullanılıyor gibiydi. "
İnsanların nasıl ve neden o şartlar altındaki bir ülkede
kaldıklarına dair derin düşünceleriyse en nefret ettiğim şeydi. Bu soruları sormalarına neden olanın anlayış değil cehalet olduğunu biliyordum. Soruyorlardı çünkü kendi balkonlarında hava saldırılarından çıkan duman ya da yanık et kokusunu duymamışlardı; o kadar tehlikeli bir yerin hala ev gibi hissettirebileceğini kavrayamıyorlardı.