Siyahın en güzel tonu olan laciverti bulalım diye beyazlar döktük paletlerimizin üzerine. Oysa bulduğumuz lacivert değil, bir hayal kırıklığıydı.
Dalgalar mı intikam alıyor kayalıklardan, yoksa kayalıklar dalgalara sarılmak için mi oradalar? Müzik, insanların seslerini yok etmek için bir araç mı? Yoksa yanlışlarımız mı var duymak istemediğimiz? Belki de şarkılara sakladığımız bir hayatımız vardır... Enstrümanların tuşlarına, tellerine ya da şarkıyı söyleyenin ağzından çıkan her bir heceye saklanıp kanayan hayaller vardır.
Hayaller midir gerçekliğini yitiren, yoksa umudumuz mudur yok olan? Katili biz miyiz düşüncelerimizin, yoksa istediğimiz şey için çabalayacak gücümüz mü yok?
Selam olsun karanlıkta gülümseyenlere. Işığını ararken tökezleyip düşenlere. Yaralanı olmasına rağmen, vazgeçmeyenlere...
Her şey boşunaydı. İnsanlar bu kadar acımasız ve sert olamazlardı. Bir insanı aşağılayıp küçük düşürmek, bir başkasına nasıl haz verebilirdi? Nereye gittiğimi umursamadan koşuyor, olabildiğince uzaklaşmaya çalışıyordum. Sahteliğin ve acımasızlığın hakim olduğu ruhlardan korkuyordum artık. Tökezleyip yere düştüğümde, dakikalar önce sahnede birbirlerine sarılan insanları hatırlamaya çalıştım. Belki de birkaç kişiyi kurtarmıştım sahtelikten. Ama onlar kurtulurken, ben kaybolmuştum. Zaten kayıp olan ruhum iyice gitmek istiyordu kendimden.
"Hani, sırf diğer insanlardan farklıyım diye hakaretler ettiğiniz, özgüvenine kılıçlar batırarak kanattığınız çocuk. Hayalleri olan... Sizin aksinize, herhangi bir şeye sahip olmak için kolay