Bir gün bir kızım olursa onu çok seveceğim. Ona kendini, kusurlarıyla beraber bedenini, zaaflarına rağmen kişili- ğini sevmeyi öğreteceğim. Bir erkeğe âşık olmadan önce kendine âşık olacak benim kızım. Arkadaşları tarafından daha çok sevilmek, onay almak için istemediği şeyleri yapmayacak. Eleştirilmekten korktuğu için boyun eğmeyecek zorbalara, çünkü ben ona kendi kalbine bakmayı öğreteceğim. Ben ona kendi iç kaynaklarına yönelmeyi öğreteceğim, sevgiyi dışarıda aramak yerine kendi kendini sevmeyi, yaralandığında kendi yaralarını saracak güce sahip olduğunu öğreteceğim. Hayatta sıkıntıların olduğunu, hep olacağını ama tünelin ucunda görünen cılız ışığı göstereceğim. Tünel ne kadar karanlık ne kadar soğuk olursa olsun orada yalnız olmadığını hissettireceğim, ben ölsem bile elim kızımın omzunda olacak hep, ben ona kendi kendine destek vermeyi de öğreteceğim. Ayağına taş değmesin yavrum demeyeceğim mesela, bu farazi bir istek ve hiç gerçekleşmeyecek. Ben kızımı gerçekleşmeyecek isteklerin boş hayalleriyle büyütmeyeceğim. Ben kızıma ayağına taş değdiğinde o taşı oradan kaldıracak güce sahip olduğunu, o taş yüzünden takılıp düştüğünde parçalanan diz kapaklarını öpecek kişinin yine kendisi olduğunu öğreteceğim. Ben kızımı öyle bir seveceğim ki o sevgi almak için başkalarından, kendi olmaktan vazgeçmek zorunda kalmayacak. Ben kızımın içine şefkat dolu bir anne ekeceğim. O anne hayat boyu yanında olacak.
Bir kaybedenin selamını getirdim sizlere. Ben, bir kez daha kaybettim. Büyük kaybettim... Selam olsun sizlere. Kaybetmekten vazgeçip kaçmaktan sıkılmadık mı? Ya da hissettiklerimizi insanlara
Hayat kısacık bir zaman dilimi. Dün geçiyor ve bugün bakıyorsun ki kocaman bir ömür geride kalmış. Ne yaşadığından ne de geçen zamandan haberin oluyor. Geride kalan tek şey yaşanmışlıklar. Kimileri
Sürükleyiciliğiyle hikayeyi yaşatan bir kitap. Birinci kitabını okuduktan epey zaman geçtikten sonra okuyabilmek bu zamana kısmet oldu. Bu kitabın yeri bende hep ayrı hep de ayrı kalıcak. Sonlarına doğru hikayeler final verdiğinden dolayı bölümlere sıkıştırılmış gibi ve devamı bekliyor. Umarım üçüncü kitabı çıkar ve sonlarında aklımıza yerleşen soru işaretlerine cevap verir hem de hikayeyi tamamlar. Ki kitap günümde çok yaşadığım gördüklerine inanıp gördükleriyle hayatlarına ve ilişkilerine yön verenlere çok iyi vurgular yapılmış ve bu konuda yazılan iki söz çok hoşuma gitti. Bunları alıntılara eklesem de buraya da eklemek istiyorum.
-> "Her gördüğümüz şey, göründüğünü kadar iyi ya da kötü değildir. Daha doğrusu her gördüğümüz şey doğru değildir. Duyu organlarına bu nedenle de güvenmemek gerek. Duyuların insanları aldatabileceğini bilmek ve sabırla gerçeğin yüzünü görmek gerek!"
-> "İnsanlar sadece gördüklerine inandıkları sürece aptal olarak kalmayı sürdürecekler. Oysa görüntünün altındaki gerçekleri öğrenmek için kıllarını kıpırdatmayacak ve gördüklerinin doğru olduğunu sanarak ölecekler."
İnsanlar maalesef gözleriyle gördüklerine inanıyorlar ve asla altındaki gerçeği ya da asıl görüneni ne duymak ne de öğrenmek için çaba sarf ediyorlar. Umarım bir gün bu düzen bu algı değişir ve gerçekten gerçeği görürler anlarlar ve hayatlarına daha iyi bir şekilde devam ederler...
Risale-i Nûr Külliyatından bitirdiğim ilk tefsirim. Rabbim ilmiyle amel edebilmeyi her satırında her cümlesinde her kelimesinde aldığım feyiz ve ilimle yaşamayı, hayatıma geçirmeyi nasip eylesin.