"Madem açık açık konuşuyoruz..." dedi Selda, "kendinizi fazla önemsemiyor musunuz? Siz herkesin onayladığı saygın bir alandasınız da, oradan Şebnem'e merhamet gösteriyor, onu bağışlıyor gibisiniz. Durduğunuz yerin doğru olduğundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Onu bağışlamak sizin haddiniz mi?"
"Tembel işte," dedi. "Hayatını değiştirmeyi düşünmeyen, giderek daha az şeye razı olan, hiçbir şeye itiraz etmeyen biri... İşten eve, evden işe yani. Bir gün kendime niye yaşadım ki bunca yılı diye sormaktan korkuyorum."
Gün geliyor, insan yaşamak oyununun hiç de kolay olmadığını anlıyor, bir zamanlar mükemmel sandığı işleyişte inanılmaz yanlışlar buluyordu. Selda yıllarca akrabalarıyla uyum içinde yaşadıklarını sanmıştı. Ne zaman bir araya gelseler ortalığa neşeli bir hava egemen olur, yemekler yenir, içkiler içilir, gülüşülür, eğlenilir, Selda da gerçeğin bu olduğunu, böyle kalacağını sanırdı. Büyümek bu mükemmel uyumun sahte olduğunu görmek demekti. Ama herkes bunun var olduğuna inanmak istiyordu. Sırlarını açığa çıktıkça daha derinlere gömüyorlardı. Hepsi kendi küçük, kötü oyunlarını mazur göstermek peşindeydi.