Kendi terk edilmișliğini bir köșede terk etmek isteyen birine benziyordum. Hüznünün kedilerini bırakabileceği, onların ev yolunu tekrar asla bulamayacağı uzak ve yabancı bir yer arayan birine benziyordum. Bir kediden kurtulmanın ne kadar zor olduğunu bilir misiniz?
Adam sabretmeyi öğrendiğini düșünüyordu ama sadece sabırsızlığı yitirmiști. Artık ne birine ne de ötekine sahipti, son bir güçle çekip çıkaracağını düșündüğü eksiklikleri vardı sadece. Sabır olmaksızın, sabırsızlık olmaksızın, ne razı olarak ne de reddederek, hareketsizlik içinde devinen, terk edilmenin olmadığı bir terk edilmișlik.
Gidebilirdi, kalabilme gücünü bu güvenceye borçlu olduğunu biliyordu. Fakat, șahsi düzlemde son derece kolay gerçekleștirilebilecek bu yola çıkıșın, bir bașka düzlemde gerçekleștirilemez bir kararın tüm özelliklerine sahip olduğunu hissediyordu. Yola çıkacaktı, fakat yine de kalacaktı. İște kadının da çevresinde dolandığı hakikat buydu.
Amaçlar belirleyerek kendi kendimize inzibatlık ederiz. Hırslarımız - bizi geleceğe çağıran ideallerimiz ve bașarı hikâyelerimiz - șimdiki zamanda yașamamaya veya yașanmakta olan olayın içinde bulunmamaya dönüșebilir kolaylıkla; ümitsizliğin șantajıdır bu. Yașanmakta olanın gerçek düzensizliğini bir kenara itmeyi, küçümsemeyi gerektirir. Geleceğe inanç, insanın bütün gücünü, canlılığını boğabilir.