Ölme özgürlüğü olmayan taraf yaşamını tehlikeye atmaz. 'Kendiyle birlikte ölüme kadar gitmek' yerine, 'kendi olarak ölümün içinde durarak' kalır. Ölümü göze almaz. Böylece köle olur ve çalışır.
Ficino'ya göre așk, "bulașıcı hastalıkların en fenasıdır". Bir "dönüșümdür". "İnsanı kendi doğasından çıkararak yabancılaștırır ve beraberinde yabancı olanı getirir." Negatifliğini meydana getiren de bu dönüșüm ve yaralanmadır. Günümüzde așkın giderek pozitifleșmesi ve evcilleșmesiyle birlikte bu dönüșüm tamamen kaybolmaktadır. Kiși kendiyle aynı kalır ve Bașka'da sadece kendi tasdiklenișini arar.
İnsanlar, unutamadıkları bir şey olduğunda giderler psikanaliste; hayatları hakkında, çoğu zaman eylemler aracılığıyla kendilerine anlatıp durmaktan vazgeçemedikleri bir şeydir bu. İnsanın içini bunaltan bu tekrarlar -hayat hikayeleri repertuarının bilinçdışında böyle sınırlanması ya da zorlanması- zamanın durmuş olduğu şeklinde bir yanılsama yaratır (daha doğrusu insanlar, zamanı durdurmuş olduklarına inanır; yahut zamanı durdurmuş gibi davranırlar). Böyle tekrarlarla sanki geleceğin uzağına düşüyor, onu kendimize belli bir mesafede tutuyoruzdur. Zaten semptomlar da, bir şeye son vermeye, onu durdurmaya yönelik (sonuçsuz) girişimlerdir. Geçici ölmek gibi, hayat üzerinde hakimiyet kurmanın düzmece bir yoludur bunlar.