“Şunu anlayabildiğimiz gün insanlık düzelecek diye düşünüyorum, işte o gün.
Kendi hayatınızda yaşadıklarımızı,başkalarının hayatlarına eklemeden yaşamak. Yaşamak ki, acıları sindirip bir daha gün yüzüne çıkarmamak. Ya da başkalarından çıkarmamak.”
“Evet, belki bunları söyleyecek kadar acı şeyler yaşamış olabilirlerdi. Ama yine de sorun onlardaydı. Kendi içlerinde çözemedikleri sorunları başkalarının hayatına biçerek, acılarını çıkarmak istiyorlardı. Ne yazık ki...”
“Diğer insanlar sıradan giyiniyorsa bu benim suçum mu? Onların arasında göze batmayı ben seçmedim ki. Onlar benim yanımda ışıksız kalmayı tercih ettiler.”
Beyin felciyle doğup doktorların yanlış teşhisleri sonucu zihinsel engelli kabul edilen ama aslında bedeninin içinde çoğu insanı hayran bırakacak derecede zeki aklı olan Petey’in hayata sımsıkı tutunup her zaman mutlu olmayı öğreten acıklı hikayesi..
Yazar o kadar içten bir dil kullanmış ki birden sanki olaylara tanıklık etmişsiniz gibi hissetmeye başlıyorsunuz.
Kitabın sonlarına doğru ise kitap öyle hüzünlü hâle geliyor ki son sayfalarında ağlamamak için kendimi zor tuttum. Bence her yaştan, her okurun okuyabileceği bir kitap. Gerçek yaşam öyküsü olması iyice duygulandırdı beni. Kitabın sonunda diyorsunuz ki “Bu olay gerçekten yaşandı ve Petey tüm kusurlarına karşı hayata mutlu bakmayı öğrendi, ben neden hâlâ insanların beni yargılamasını takıyorum ki. Bırakın yarınımız belli olmadığı dünyada kusurlarımı önemsemeden, yargılanmadan yaşayayım.”