Bağışlayıp unutmak hesaplaşmaktan çok daha kolaydı. Bağışlıyordun ve bitiyordu. Başını alıp gitmen, hayatını değiştirmen gerekmiyordu. Kaldığın yerden aynen devam ediyordun. Spotless mind oluyordun. Lekesiz zihin. Ne güzeldi. Sonsuz gün ışığı!
“Nereye gidiyoruz?” dedim.
“Yürüyoruz işte,” dedi. “Yürüyebildiğimiz kadar yürüyelim.”
Öyle yaptık.
Onunla beraberliğimiz yürüyebildiği kadar yürüdü. Ben daha çok yürüyecek, sonsuza kadar sürecek sanıyordum. Ama bir gün elimi bıraktı, çekip gitti.
yeryüzüyle ve akan giden zamanla bağını koparmış, soğuktan titreyen ellerimizde birer kadeh şarap, soğuktan titreyen dudaklarımızda birer kırık gülüş, kor gibi yanan gözlerimiz birbirine kenetli, birbirimizin nefesini yüzümüzde hissederek, böyle diz dize oturmuş, neye benziyoruz sence?