Annem işten dönünce babam karanlık odaya gidiyor. Oradaki somyada yatıyor. Yüzü hep duvara dönük. Annemle babam birlikte yatmıyorlar artık. Yatak odalarında annem tek başına yatıyor. Karanlık odada eskiden annemin takıl tukul dediği, evde bir türlü kendine yer bulamamış eşyalarımız dururdu. Vantilatör, regülatör gibi pek kullanılmayan aletler, araba buzluğu (Avrupa’ya gidecektik arabamızla), eski ütü, giymediğimiz giysiler, süpürge, faraş, toz bezleri, kovalar filan. Artık babamın ömrü bu karanlık odada, takıl tukul gibi, ayağa takılan lüzumsuz bir eşya gibi geçiyor.
Ona bin mutlu saat vermişlerdi ama bir anlık bir yaratıcı dakika vermemişlerdi. Hayatı tamamen gereksiz görünenlerden biriydi o çünkü, son nefesini verdiğinde biriktirdiği tüm deneyimleri aktaracak bir varisi olmadan göçüp gitmiş olacaktı.