Tiksinti duydu
birden adamlardan ve herkesten. Herkesten tiksinince de yalnızlık büyüdü
içinde. Yalnızlık büyüyünce anlam kayboldu. Yalnızlık boşluğa arkadaştı.
Herkes kendisiyle dolduruyordu anlamsızlığın yarattığı boşluğu ya da tersi,
boşluğun yarattığı anlamsızlığı, her neyse işte.
Masada tek başına kalınca rakısını çabucak bitirdi Selda. Ağlamak
geliyordu içinden. Evde olsaydım, diye düşündü, ağlaya ağlaya
uyuyakalırdım. İçindeki boşluk sık sık ağlatıyordu Selda’yı. Hayatının nabzı
ne kadar düşüktü. Sanki hamurunda bir şey eksik bırakılmış, Selda büyüdüğü,
her yıl bir yaş daha aldığı halde, hayatın yakıcı tadının alındığı o tamlığa, o
biraz azametli olgunluğa varamamıştı.