Sana uzanan bir eli tutarak ayağa kalkmak yanlış değil fakat düştüğünde kendi kendine yeniden ayağa kalkabiliyorsan büyümüşsün demektir. Düşüşlerinin sıklığı seni korkutmasın. Yaşananları bir girdap gibi düşünme. Bütün olanlar sana kendi kendine ayağa kalkmayı öğretmek için yaşandı çünkü öğrenme tekrarla gerçekleşir. Mayıs ağlıyor. Sisli, yağmurlu, fırtınalı ama her şeye ve herkese rağmen kaybetmemiş umudunu çünkü mayısta hep çiçekler açar!
1000Kitap
​ İnsanın hayatında bazı bağlar vardır; adı her ne olursa olsun, kalpteki yeri sadece tek bir kelimeyle mühürlenmiştir: Anne. Ben sadece bir halayı değil, çocukluğumun en güvenli sığınağını, her düştüğümde elimi tutan o şefkatli eli, bakışından ne hissettiğimi anlayan kocaman bir yüreği, yani annemi kaybettim... Dünyada yeri doldurulamayacak tek şey, bir insanın arkasında bıraktığı o koşulsuz sevgiymiş.🥀 ​Gözlerimi her kapattığımda bana kattığı güzellikler, öğrettiği değerler ve o hissettirdiği benzersiz şefkat sarıyor ruhumu. Sen benim bu dünyadaki en güzel şansım, kalbimin en korunaklı köşesiydin... ​Şimdi nereye baksam onun tatlı gülüşünü, kulağımda her daim yankılanacak olan o sıcacık sesini arıyorum. "Geçecek" dedikleri bu sızının, aslında zamanla sadece daha derin bir özleme dönüşeceğini çok iyi biliyorum... 🥀
Hayata Dair
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İnkisâr Etme Gönül İnkisâr etme gönül, Bu dünyada kalan mı var? Ömür boyu yeter sana, Seni senden alan mı var? Dünya seni ne bilsin, Sen kendinde gizlisin. İçindeki seni inkisâra Kurban etmeyesin. Kurbanda kıymet bilen mi var? Âlem ne ki, sen ne olasın? Bir edepsizlikten beri durasın. Varsa hatan, aynada Yüzüne vurasın. Seni senden başka gören mi var? Unutma, Rabbine sığınır her kul. Sen de içinde Rabbini bul. Şu dünyada kim kime kul? Seni sende seven mi var? İnkisâr edersin boş yere, Kan içinde hayat yok yine. Karnı aç olan var, Kalbi tok yine. Tıkabasa yediğin lokmayı Elinden alan mı var?
Sevdiğim adam.. Karanlıklarımın tek ışığı. Bir babadan çok daha ötesi olduğunu bilmek,sana olan sevgimi her geçen gün biraz daha büyütüyor. Çünkü bir insanın kalbini en güzel çocuklar anlatır bunu bilirim. Bir çocuğun gözlerindeki güven, onun nasıl bir insan olduğunu sessizce söyler. Miniğin gözlerinde gördüğüm o güven senin nasıl güzel bir baba olduğunun en büyük ispatı benim için. Ve sen sadece sevdiğim adam değilsin, aynı zamanda dünyanın en güzel kalplerinden birine sahip bir babasın benim içimde. Eksik kalanları tamamlayan, Sevgiyle iyileştiren, Sarıp sarmalayan, Koruyan,kollayan. Ev güvenli limansın sen. Bazen seni izlerken içimden uzun uzun susuyorum. Çünkü bazı duyguların sesi olmuyor. Bir çocuğun saçını okşayışında, bir gülüşünü duyunca gözlerinin içinin parlayışında, yorulsan da sevginden hiçbir şey eksilmeyişinde öyle güzel bir yanın var ki. İnsan sevdiği adamın merhametini gördükçe daha çok seviyor. Ben de seni öyle seviyorum işte. Dokunabileceğin tüm kalplere dokunuşun, İçinde yer edenlerin güzelliği öyle sarıp sarmalıyor ki içimdeki çocuğu. Belki bu yüzden hayallerim hep sana çıkıyor. Belki bu yüzden geleceği düşündüğümde aklıma bir tek sen geliyorsun. Çünkü ben yalnızca seni özlemiyorum. Seninle yaşayacağım günleri de özlüyorum. Henüz gerçekleşmemiş anıları bile özlüyorum bazen. Hayalini kurduğum küçük bir kız çocuğu var benim. Gözleri gülerken sana benzeyen, ellerini tutarken kendini güvende hisseden, sen eve geldiğinde koşarak boynuna sarılan bir kız çocuğu. Onun saçlarını toplarken yüzündeki sabrı, düştüğünde onu kaldırışını, korktuğunda sımsıkı sarılışını hayal ediyorum.
suya değdi eli kararsızlık halka halka yayıldı.
Bir Eylül Kadını: Emine.
Emine… yeşil gözlü bir ahu dilber… Eylül gibi doğmuş, Eylül gibi eksilmiş. Sanki daha dünyaya gözlerini açtığı gün kader alnına ince bir hüzün bırakmış. Bir çocuk düşün… Anne diye uzattığı eli boşlukta kalmış. Bir daha hiçbir sarılmayı tam sarılmak sanamamış. Emine… yeşil gözlü bir ahu dilber… Bazı yaralar kapanmaz. Sadece insan büyüdükçe kalbinin daha derinine iner. O da öyle yapmış. Gülmeyi öğrenmiş, çalışmayı öğrenmiş, ayakta durmayı öğrenmiş… Ama unutmayı hiç öğrenememiş. Bir annesizliği, bir de o adamı… Yirmi iki yıl… Bir insanın ömründen koca bir gençlik geçer. Mevsimler değişir, şehirler değişir, yüzler değişir. Ama Emine'nin kalbinde aynı isim kalır. Aynı özlem. Aynı bekleyiş. Aynı sızı. Emine… yeşil gözlü bir ahu dilber… Gece olunca kalbinin kapıları açılıyor. Bir taraftan çocukluğu giriyor içeri, bir taraftan sevdiği adam. Biri "anne" diye ağlıyor, öteki "keşke" diye. Ve Emine, ikisinin arasında sessizce yaşlanıyor. Kimse bilmiyor. Çünkü bazı kadınlar gözyaşlarını gözlerinden değil, ömürlerinden akıtıyor. Birlikte içilmemiş çayların, aynı yastığa bırakılmamış başların, hiç yaşanmamış sabahların yasını tutuyor. İnsan bazen kaybettiği kişiye değil, onunla yaşayamadığı hayata ağlıyor. Emine'nin acısı da bu. Ve belki de en acısı şu: Emine hala seviyor… Ama artık kavuşmak için değil. Sadece içinde ölü kalmasın diye.