Anlatıldığına göre bir sûfî elinden tesbihi hiç düşürmez ve hep Allah’ı tesbih edermiş. Birgün uyumuş, uyandığında bir de bakmış ki eli tesbih çekiyor, dili de Allah’ı zikrediyor.
İnsanların yaşama hakkı ve imkânı, fizik dünyasının kaçınılmaz zorlamaları yüzünden değil, düşünceler ve kabuller dünyasının gerekleri yüzünden doğar. Hiç bir insan bir diğerini eli, ayağı, beyni vardır diye «var» kabul etmez.
“Kulum bana en çok farz kıldığım şeyleri yapmakla yaklaşır. Nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder. Nihayet o kadar yaklaşır ki ben onu severim. Ben onu sevince de onu işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.”