Cinselliği ve duyguları birbirinden ayrı düşünmek, sağlıklı bir tutum değildir. Neden o kadını/erkeği değil de bu kadını/ erkeği arzuladığımız, salt fiziksellikle, cinsel hazzın salt fiziki boyutta tatminiyle açıklanamaz. Fiziksel hiçbir şeyin sadece fiziksel olamayacağını İyi Aile Yoktur'da da vurgulamaya çalıştım. Cinsel arzu, o kişiyle daha derin boyutta iletişim isteği demektir. Fiziken iç içe geçmek, duygusal ve zihinsel olarak iç içe geçme arzusunun biçimleşmiş hâlidir. Ruhun arzulamasiyla bedenin arzulaması arasında fark yoktur. Beden, ruhun arzuladığını ruha duyurmak için araç işlevi görür. Bedenimizle arzuladığımız biçimler, ruhumuzla arzuladığımız şeylerin fiziki aksidir.
Küstüğümüzde, kendimizi korumak istediğimizde, içimizi paylaşmak istemediğimizde -bazen bunu sadece mecazi anlamda yapsak da- arkamızı döneriz. Kendimizi açmak istedigimiz insana önümüzü döneriz; o insanla konuşurken kollarımızı açarız. Bedenimizin ön yüzünün bu şekilde açık olması, muhatabımızı iç dünyamıza kabul edebildiğimizi gösterir. Önümüz, daha zayıf olduğumuz, tanımadığımız kimselere kolay açamadığımız tarafımızdır. Kendimizi korumak istediğimizde, bedenimizi kapatan pozisyonlar alırız kendiliğinden. Kollarımızı göğsümüzde bağlarız, vücudumuzu toparlarız, uzayda daha az alan kaplarız, bacak bacak üstüne atarız. Kişiye dışarıdan korunma hissi veren bacak bacak üstüne atmanın, en zayıf, en hassas yerimiz olan genital bölgemizi koruma işlevi gördüğü söylenir. Cinsellik ise, bunun tam tersidir. Bir insanı her şeyiyle dünyamıza kabul edebildiğimizin mümkün en açık şekilde ve dolayısıyla fiziken ifadesidir. Ghislaine Paris'in Cinselliğin Önemi'nde ifade ettiği gibi, "Gerçek şu ki cinsellik yemek, içmek ya da uyumak gibi fiziksel bir ihtiyaç değildir ve özellikle vurgulamak istiyorum, bu