Amaç gerçekten de çocukların öğrenmesi olsaydı, bu açıdan başarılı olamadığı defalarca açık şekilde kanıtlanmış okul sistemi, dünyanın her tarafında bu kadar yaygın şekilde uyganıyor olmazdı. Fakat bu sistem, devletler için, çok masraflı olmasına rağmen, ödenen bedele fazlasıyla değen bir avantaj sağlamakta. Kendisi de Amerikalı olan Thom Hartmann, zorunlu eğitimin Amerika Birleşik Devletleri tarafından kabul görme hikâyesine de değinmiş. Amerika önceleri zorunlu eğitim fikrine pek ilgi göstermemiş. Ama ne zaman ki, İç Savaş sırasında ve sonrasında başlayan grevler endüstriyi vurmuş, Güney Amerika federal hükümete karşı ayaklanarak bağımsızlığını kazanmak için yıkıcı bir savaş başlatmış, böyle bir zorunlu eğitimin masrafının, "ayaktakımı"nın grev ve ayaklanma gibi hareketlerle otorite için yeniden tehdit oluşturma ihtimalinin ciddi şekilde azalması yanında hiçbir şey olduğunda karar kılmışlar. Avrupa'ya giderek Prusya kökenli zorunlu eğitim sistemini inceleyen Horace Mann ve başkaları, hükümete, böyle zorunlu, lineer, otorite yanlısı, hükümet tarafindan kontrol edilen bir eğitimin, sosyal stabiliteyi sağlamak için tek yol olduğunu, "düzgün eğitilmiş insanlardan oluşan bir ulusta, bir daha asla devrim olmayacağını" belirtmişler.