"Sahi Evgenia, Türkiye'ye niye döndün?" Ne yalan söyleyeyim, senin için demesini bekliyorum ama "Olmadı işte" diyor, "Isınamadım oralara. Bu kadar kısa sürede mi diyeceksin, valla daha ilk günden dönmeyi düşündüm. Orası benim ülkem değildi Nevzat." Arabanın camından etrafa bakınıyor. "Benim ülkem burası... Ben bu ülke için döndüm." Yüzümdeki şaşkınlığı fark edince açıklıyor. "Evet, burası kirli, burası kalabalık, burası hoyrat. Bu ülkede insanlar çok acımasız, çok kaba, çok bencil. Ama burası benim ülkem Nevzat. Ben burada doğdum, annemin, babamın mezarları burada. Benim işim burada Nevzat. Ve sen... Sen de buradasın. O yüzden döndüm."
Tıpkı Evgenia gibi ben de etrafa bakınyorum. Güzel bir görüntü yok. Dışarıdaki gürültü artmış; kavga edenleri yatıştıracakları yerde, birkaç kisi daha katılmış arbedeye: korna sesleri, bağırış çağırış, küfürler, çığlık, kıyamet... Ama içimde sıcacık bir duygu.
"Haklısın Evgenia" diyorum, "bu ülke çok acımasız, bu topraklar çok sert, bu toprakların insanları çok hoyrat, bu ülke gerçekten çok acımasız. Ama burası bizim ülkemiz Evgenia, burası bizim toprağımız, bizim vatanımız. Biz burasıyız Evgenia..."