Büyük acıların, yaralı geçmişin kefaretini birilerinin ödemesi gerekir. Geride kalanların temize çıkması için birisinin bütün laneti ve günahı üzerine alması, o ağır kefareti yüklenmesi gerekir.
Her ailenin acılı sırlarını yüklenip de ölüme yürüyen bir günah keçisi vardır. İşte o boğucu, yıldızsız gecenin sonunda sabaha karşı, konağın kuzeye bakan bu karanlık odasında geçmişin hesaplarını ödedim…
Bazen orta yerde duran bir örtü kalkar ve tam o anda hayatın ne kadar kötü ve acımasız bir yüzü olduğunu dehşetle fark edersiniz. Her şeyin bir cevabı olduğuna inanmak saf bir iyimserliktir.
…Zihnimizin de böyle penceresiz, dar odaları var; hiç yaşanmamış olmasını dilediğimiz kötü hatıraları oralara kapatıyoruz ve kapısına kalın asma kilitler vuruyoruz. Sonra bir an geliyor, kısacık bir an, bir karşılaşma belki,yahut bir fotoğraf, bir şarkı mesela, bir film afişi, tam o anda kalın asma kilitler bir örümcek ağı kadar kolayca dağılıveriyor, kendimizi pat diye o acı hatıranın içinde buluveriyoruz. Kötü hatıralara kilit vurulamaz.