Hemen her topluluk bir lidere, öndere ihtiyaç duyar. Nasıl ki düşüp dizini kanatan bir çocuk, ağlayarak annesine sığınır; işgal edilen bir vatanda özgürlüğünden mahrum kalmış milletler içinde bir önder anne gibidir. İşte biz Türklerin vatanına göz diken düşmanların kendi toprağımızda bize emir verdiği, halkın kaybolduğu o zamanda bile karanlık bulutların ardındaki güneşi gören ve kalbimizi o güneş ile aydınlatıp, umudun kıvılcımlarıyla ısıtan bir önder vardı. Deniz kadar özgür, gök kadar aydınlık mavilerinde vatan sevgisi taşıyan, kalbi hürriyet kalbi hürriyete kavuşmak için yanan bir adam vardı.
En zor vakitte bile vatanın menfaatini düşündü. Geçtiği engebeli yollarda bazen sendeledi, bazen düştü ama Ay Yıldız'ın gökte özgürce dalgalanabilmesi için yine kalktı ayağa.
Kaybolan milletin yoluna ışık tuttu. Önce bu topraklar onu, hürriyet için mücadele eden evladını kucakladı; sonra da millet. Sadece onu görenler değil; nesilden nesile her Türk evladı adını duydu, hayatını dinledi, Atatürk'ü bir önderden çok bir baba gibi sevdi.
Damarlarımızda akan kudreti bize hatırlatarak halkın kurtuluş mücadelesindeki en büyük gücünü, Türk olmayı, fark etmesini sağlayan Ata'm 10 Kasım 1938'de geride bize sayısız armağan ve ders bırakarak gözlerini yumdu.
Ölümünün 87. yıldönümünde kalbinde acısını ilk günkü gibi taşıyan biz Türk gençlerine düşen ise başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere Ata'mızın bize bıraktığı miraslara sahip çıkmak, korumak ve varlığını bu vatanın her alanda gelişim ve menfaatine adamaktır.
~elif buglem