"Bir hafta sonra Fransız adamı Paris'te terk etmiş, aşkın hayatındaki işlevini asla keşfedemeyeceği sonucuna varmıştı. Bu bir rahatsızlık olmalıydı, çünkü tanıdığı herkes er ya da geç aynı şeylerin öneminden bahsetmeye başlıyorlardı: evlenip çocuk sahibi olmak, yemek yapmak, televizyon seyrederken eşlik edecek birine sahip olmak, tiyatroya gitmek, dünyayı gezmek, eve dönerken küçük hediyeler getirmek, hamile kalmak, çocuk yetiştirmek, kocası ya da karısının küçük kaçamaklarına göz yummak, hayatın tek anlamının çocuklar olması, akşam yemeğinde ne yeneceği, geleceğe dair planlar, okulda, işte, hayatta başarılı olmak..."