Deniz daha adil bir dünyaydı sanki; burada olmak, denizin koynunda, daha güvenliydi. "Boğulmak nasıl bir şeydir acaba?" diye geçirdi aklından. Sonra Ege'de boğulan binlerce mülteciyi hatırladı, çocukları, bebekleri, Alan Kurdi'yi. Hayır, deniz de adil değildi, burada da eşitlik yoktu.
Öyle ki, ölüm sıradanlaşmış, yıkımlar, kıyımlar günlük hayatın parçası haline gelmişti. Ölümden daha acı olansa ülkenin geri kalanının ve bütün dünyanın sessizliğiydi.
Bu küçük şehre ve bu büyük aşka bir gün veda etmek zorunda kalacağımı biliyordum. Yine de hiçbir kalp, ayrılık acısına hazırlayamıyor kendini. Yüreğim bir yumruk gibi sıkılı, nefes alırken bile boğazım yanıyor. Aldığım her solukla ciğerlerime dolan havada sevdiceğimin bu şehrin atmosferine karışmış nefesi var, biliyorum, gitmeden önce doldurabildiğim kadar doldurmak istiyorum. Ah be gülüm! Ah be nar çiçeğim! Böyle mi olmalıydı bu aşkın sonu?
Ezik bir fizik öğretmeni ne öğretebilir ki çocuklara; "Direnmek güzeldir çocuklar, bu da bir fizik kanunudur," diyecek halim yok.
Gurur duyacağınız bir şey yoksa da, utanç duyacağınız bir şey olmasın en azından hayatınızda. Yoksa bu şey, taşıyamayacağınız kadar ağır gelir ve onun altında ezilirsiniz.
Hah, bu fizik kanunudur işte.