Evren parçaların sürekli dağıtılıp bir araya getirildiği müthiş bir yapbozdu. Üstelik her defasında ortaya mükemmel bir sonuç çıkıyordu. İşte yaşam bu nedenle çok kıymetliydi.
Çocukluğumuzdan beri bize hep aynı şey anlatıldı. Yaşam ve ölüm, birbirinin zıttı iki kavram. Var oluş ile yok oluşun bir hikayesi. Peki bir şey gerçekten yok olabilir mi? Termodinamiğin enerji ile ilgili olan en temel yasasını hatırla. Hiçbir enerji yoktan var edilemeyeceği gibi, vardan da yok edilemez. Ancak bir halden diğerine dönüşür. Yaşamın canlılığını düşün lütfen. Adeta enerjinin nefes alıp verdiği bir formdan bahsediyoruz. Nasıl yok olabilir ki? O nedenle ölüm asla yaşamın zıttı değildir. Aksine ölüm yaşamın bizzat kendisidir. Sadece dönüştüğü için onu tanımıyoruz çünkü algılarımızın çok ötesinde bir değişim söz konusu.
Beynimiz ve bazı özel yapılar dışında vücudumuzdaki hemen hemen tüm organ ve dokuları oluşturan hücreler sürekli ölüp yeniden yapılmaktadır. Yani bedenimizde her saniye nefes alan müthiş bir dönüşüm vardır. Hatta daha iyi anlaşılması için şöyle anlatayım. Meseleye organların tamamı üzerinden baktığında yaklaşık 7-10 yılda bir neredeyse tüm vücudunun değişmiş olduğunu söyleyebiliriz. Bunun anlamını biliyorsun değil mi? 10 yıl önceki sen teorik olarak yoksun. Çünkü seni oluşturan canlıların neredeyse tamamı öldü ve sen onları tek tek gömdün. Yerlerine sürekli yenileri geldiği için hiçbir zaman bu mucizevi dönüşümün farkında olmadın.