Heyecanlarımı hep gelecekteki günler için saklamıştım.Bir ağacı,kuşu filan seyrederken değil, düşünürken sevmiştim.Belki de sadece duygularımda her zaman biraz geç kalıyordum.
Yüzüm günden güne hiç değişmediği halde resimler arasında vahim farklar vardı.Bu değişikliği yüzümde izleyemediğim için üzüldüm; hiçbir şeyin gelişimini ya da çöküşünü izlemek mümkün olmuyordu.
Aramızda dolaşan,bize her zaman çılgınca eğlendiğimizi söyleyen şen bir sanrı vardı; bir de hiçbir zaman eğlenmediğimizi ileri süren gerçeğin iskeleti.
Doğru olduğunu bildiğim şeyi yapmaya cesaret bulamıyordum; nasıl ki daha önce de yanlış olduğunu bildiğim şeyden kaçınacak cesareti gösteremeyişim gibi.