"Allah kelimesini teşkile hizmet eden (elif), (lâm), ve (he) harfleri, bu muazzam kelimenin işaret ettiği, hiçbir şeye benzemeyen Zatı anlatmaya alet ve vasıtadır. bunları söylemek zikir değildir. zikir bu kelimenin neticesi, semeresi olan bir hal ve keyfiyet...
bu kelimeye zikir denilmesi mecaz yoluyledir.; hakiki mana ile değil. bunun gibi tevhit kelimesi de zikrin kendisi değildir. ancak telaffuzu ve manası bakımından zikre alettir. zikir, kelimenin ve bu ibarenin kalb ile tekrarından doğan bir haldir ki doğması, bu kelime ve bu ibareye bağlı."
efendi hazretlerinin eserinde "edep" bahsinin başlangıcını, tarifini okumuştum abdülhak hamit'e:
-"edep hududa riayet etmektir. en büyük edep, ilahi hududu muhafaza..."
ve yazı masasının camı altında "öl ve ol" diye bir nara yazılı olan burhan toprak'ın:
-ne yapıp da olmalı?
çığlığına gayet sakin cevap verdiler:
-nasip meselesi...
nasip olmayınca çare yok demek istiyorlardı. olunca da olmamaya imkan yok.
müjde, çeyrek asırdır hep çile ve kahır şeklinde tecelli etti. fakat müjdeliğini kaybetmedi. çileler ve kahırlar caddesinde itişe kakışa yol açmaya çalışarak müjdeyi arıyorum. bendeki her kıymet onun, her suç nefsimin...