Fırtına bir şey kabul etmiyor; o şeyi yıkıyordu. Neyi? Ne gürleyen rüzgarda, ne de çakan şimşekte bu soruya bir cevap yoktu. Bunların hepsi görkemli bir “Hayır!” idi. Neye, “Hayır olmaz!” diyorlardı? Bilmiyordum. Ama gönlümün ta içi bu “hayır”la birikti.
… malım var diye ölünceye kadar mallarının kulu kölesi olarak, evim var diye dört kuru duvarın içine mezara gömülmüş gibi gömülerek yaşayacaklardı. Buna yaşamak mı denir, uzun ölüm mü?
Hey gidi deniz hey!
İnsan bir mevsimde, bir ağacın belli bir dalında bir yemiş buluyor; yiyor ve hoşuna gidiyor... Bir iki mevsim sonra gene aynı dalda aynı yemişi arıyor; ya yemiş o dalda bulunmuyor, ya da bulunursa hoşa gitmiyor; belki yemişi arayan değişmiş oluyor.