Geçen sene izlediğim filmin kitaptan uyarlandığını bilmiyordum. Şans eseri görünce okumak istedim. Sağ olsun annemin bana erken doğum günü hediyesi olarak geldi dün ve ben de çok kısa bir sürede bitirip sizlerle paylaşmak istedim.
Öncelikle kitabın beklentimi karşılamadığını söylemek istiyorum. Çünkü genelde okuduğum kitapların filmlerini izlediğimde kitabı detay vermesi açısından daha bir seviyorum fakat burada tersi bir durum söz konusu. Yıllar sonra filmi tekrar izleyeceğime eminim hatta arkadaşlarıma da tavsiye ederim ancak kitap için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Filmde Benjamin Button'ı Brad Pitt canlandırıyor ve ona da Cate Blanchett eşlik ediyor. Tek kelimeyle mükemmel bir film. Ki ben normalde film izlemekten sıkılan bir insanım ama yaklaşık 3 saat süren bu filmi büyük bir zevkle izledim.
Neyse gelelim kitaba. Konu bakımından farklı olan kitapta Button, yaşlı bir adam olarak dünyaya gelir ve gün geçtikçe gençleşir. Farklı olduğu için ailesi ve çevresi tarafından zor kabul edilir. Burada verilmek istenen sosyal mesaj belli diye düşünüyorum. Yazar yaşın insanın kimliği üzerindeki etkisine dikkat çekiyor. Bu hiciv tarzındaki kitabı filmden ötürü sevdim. Ama tekrar söylüyorum mutlaka filmini izlemelisiniz. Son olarak kitabın arka kapağında da yer alan Mark Twain'in şu sözünü sizlerle paylaşmak istiyorum: "Hayatın en iyi kısmını başta, en kötü kısmının da sonda olması ne yazık."
Leylâ Erbil adını duyduğumda aklıma hep Ahmed Arif'in ona karşı olan aşkı gelir. o masum, saf aşkı... Leylim Leylim'i okuduktan sonra bu inanılmaz aşkın sahibi Erbil'i de okumak istedim. Mektup Aşkları'nı okurken aklıma sürekli Ahmed Arif geldi sanki Erbil kitabında ona da yer vermiş karşılıksız sevgi konusunda. Kitapta Jale'ye yazılan mektuplar yer alıyor. Reha, Sacide, Zeki, Ahmet... Yazar bu isimler üzerinden başkaldırı, toplumsal olaylar, isyan, aşkı yansıtıyor bizlere.
Mektuplar o kadar güzel bir dille yazılmış ki okuyucuyu kendine çekiyor âdeta. Kitaptaki Ahmet günümüzde gördüğümüz BAZI tipik Türk erkeklerinden. İki ayrı kadına aynı mektupları gönderiyor beyefendi. Ama yazdığı mektupları bir görseniz Jale'ye körkütük aşık olduğunu, onsuz yaşamayacağını düşünürsünüz. O derece! Neyse ki Jale geç de olsa öğreniyor bu gerçeği. Mektup sahiplerinden biri olan Sacide, kimsenin çıkarı olmadığı sürece ona yardım etmeyeceğini tecrübe etmiş. O yüzden para karşılığı erkeklerle birlikte olan fakat bu durumda erkeğin daha acınası bir hâlde olduğunu düşünen aykırı bir kadın.
Mektuplaşan bu kişilerin o zamanın siyasetini de ele almaktan çekinmediğini görüyoruz. Yer yer çok güzel eleştirilere denk geldim. Kendilerini, hayatı, gündemi sorgulamayı ihmal etmemişler. Kitapta her gördüğümde garipseyip güldüğüm bir yer oldu. Ahmet Jale'ye gönderdiği mektubunda ona "Kaka Bebek" diyor. Kim sevgilisine kaka bebek der ki :)
son olarak mektuplarda Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim, Abdülhak Hamit Tarhan, Nâzım Hikmet gibi isimleri görmek beni mutlu etti.
Ne vardı sanki mektuplaşmalar sona ermeseydi. İnsanlar birbirlerine mektuplar yazsalardı. Ah ne güzel olurdu. Acilen kendime mektup arkadaşı bulmalıyım...
Şimdiden iyi okumalar diliyorum sizlere :)
Mektup AşklarıLeyla Erbil · İş Bankası Kültür Yayınları · 20101,480 okunma
“Bazen intihar etmeyi düşünürüm. Ama benden kurtulduğuna sevinecek bir dünyayı, benden tiksinen insanları sevindireceğimi düşününce derhal gücümü toplar, yeniden daha da acımasız olarak dalarım insanların aralarına!..”