Bu yüzden mektuplarınız kimi belirsizlikleri dağıtıyor, sizi daha net görüyorum, vücudunuzun, ellerinizin hareketi, çok hızlı, kararlı; bu neredeyse bir görüşme gibi, ama ne zaman gözlerimi yüzünüze doğru çevirecek olsam, mektubunuzun orta yerinde -ne hikâye ama- bir yangın çıkıveriyor ve ben yangından başka bir şey göremiyorum.
“Bilemiyoruz. Gerçekten bilemiyoruz: başımıza gelen hayır mıdır şer midir bilemiyoruz. İstikamet üzere olmak ve sabretmek gerekiyor. Ama insanız işte. Aceleciyiz. Sabırsızız. Dayanamıyoruz. Hemen sorgulamaya başlıyoruz. Deşelemeye başlıyoruz. Oysa başımıza gelen her şeyi derin bir teslimiyetle kabul etmemiz gerekir.”
“Hayat gerçekten çok tuhaf. Kim ne zaman ölür, kim ne kadar yaşar, yaşarken başımıza neler gelir, başımıza gelenler hayır mıdır şer midir, hiçbir şey bilmiyoruz. Allahın hikmetinden sual olunmaz. Bizim hayır zannettiğimiz şeyler şer olarak karşımıza çıkabiliyor. Bizim şer zannettiğimiz şeyler hayır olarak dünyamızı güzelleştirebiliyor.”