Adresine ulaşamayan “ölü” mektuplar! Kulağa ölü insanlar gibi gelmiyor mu bu laf? Hem yaradılışı hem de ömrü boyunca başına gelen talihsizlikler yüzünden, umutsuzluğa kapılmaya fazlasıyla yatkın bir adam hayal ediniz. Bu kişinin umutsuzluğunu daha da körüklemek için, bu “ölü” mektupları ayıklayıp ateşe atmaktan daha uygun bir iş olabilir mi? Her yıl böylesi binlerce mektubun yakıldığını biliyoruz. Bazen solgun yüzlü katip, katlanmış kağıdın içinde duran bir yüzüğü çekip alır: bu yüzüğün parmağına takılması için gönderildiği kişi, mezarının içinde çürüyordur şimdi muhtemelen; ya da hayır için gönderilmiş bir paradır katibin bulduğu, bu paranın işine yarayacağı kişi yemek yemiyor, acıkmıyordur artık, ölmüşter çünkü. Yahut katip, sefalet içinde ölenlerin mazeretlerini, umutsuzluk içinde ölenlerin umutlarını taşıyan bir mektup çıkarmıştır ateşlerin arasından; perişan olmuş kişilerin dertlerine merhem olacak,uzun zamandır beklenen p haberdir elinde tuttuğu. İşleri yoluna koymak için yollara düşen bu mektuplar, ölüme doğru koşmuşlardır, büyük bir hızla.
Vah Bartleby! Vah insaniyyet!
Sadece ona on beş yaşında o zamanlar nasıl aşık olunuyorsa ya da hiç başlamamış bir aşk hala nasıl sürdürülürse öyle aşık olduğumu biliyorum, yani sonsuza kadar düşüncede kalacak şekilde.