"Hani dudaklar birbirine değmek üzeredir," dedi dudaklarını dudaklarıma yaklaştırırken, "ama değmez ya... bence dünyanın en güzel yeri tam o zaman dilimi."
"Sana zarar verilmesinden nefret ediyorum," diye hırladı. "Aptal! Niye sana zarar vermesine izin veriyorsun?"
"Onu engellememin hiçbir yolu yoktu," dedim yorgun bir şekilde. "Nasıl engellememi bekliyordun?"
"Beni engellemiştin!" diye bağırdı. "Ben sana zarar veremedim! Bana ne yaptıysan o adama da yapsana!"
"Cennet gibi kokuyorsun," diye mırıldandı.
"İçinden hiçbir kötülük geçmemiş gibi. Saf ve temiz bir koku, tıpkı senin gibi. Güvenli."
Ah. Güvenli...
"Sen de cehennem ateşi gibisin," dedim boğazımda kocaman bir yumru hissetmeye başladığımda. "Yakıyorsun."
"Bu zaten başından beri ortadaydı," dedi yavaşça. "Benim cehennem, seninse cennet olduğun..."
Katilim kollarımda uyuyordu ve kollarımın arasında olmanın güvenli hissettirdiğini söylüyordu.
"Sadakat nedir Doğa?"
"Özgürlüğünü feda etmek," dedim kısaca.
"Özgürlüğü feda etmek," diye tekrarladı ve iç çekerek bakışlarını benden uzaklaştırdı. "Kim birine sadık olup özgürlüğünü kaybetmek ister ki?"
"Kimse özgürlüğünü kaybetmek istemez. Zaten özgürlüğünü kaybetmek değil, feda etmek diyorum. Bir şey uğruna ödenen bedel. Belki bir insan uğruna, bir an uğruna ya da sadece bir kitap uğruna. Bana göre özgürlük istediğin an istediğin şehre, istediğin ülkeye gitmek değil. Mesela bir kitaba özgürlüğünü feda ettiğinde başka kitapları eline alabilirsin ama eline aldığında sayfalarında yine o kitabı ararsın. Bir insana özgürlüğünü feda ettiğinde yine bir başka insanın gözlerine bakabilirsin, belki başka bir insanla öpüşebilir, hatta sevişebilirsin ama o ruhta aradığın yine uğruna bedel ödediğin ruh olur. Bir daha hiçbir kitapta, hiçbir ruhta özgür değilsindir."
"Ediz," diye hıçkırdım, acımı dindirmesini istiyordum, içimdeki boşluktan beni sıyırıp almasını. Burada yapayalnızdım, benden her şeyimi almıştı. Yalnızlığımı da alamaz mıydı?
"Lütfen. Bu işin sonunda beni onlara verme. Beni öldür, bir kenara at ama eski hayatıma dönmek istemiyorum." Şaşkınlığının havaya karıştığını hissettim. Ona konuşma fırsatı vermeden tekrar konuştum. "Sana 'Çirkin Ördek Yavrusu' masalını anlatabilir miyim?"
Bir an gözlerimin içine baktı. "Kendi masalını mı anlatacaksın?"
Sonunda masal bittiğinde başımı kaldırıp Ediz'e baktım ve uyuduğunu görünce şaşkınlığın damağıma yayıldığını hissettim.