Elif

@ely7·
·
sabitlendi
Ama o ruhta aradığın yine uğruna bedel ödediğin ruh olur
"Sadakat nedir Doğa?" "Özgürlüğünü feda etmek," dedim kısaca. "Özgürlüğü feda etmek," diye tekrarladı ve iç çekerek bakışlarını benden uzaklaştırdı. "Kim birine sadık olup özgürlüğünü kaybetmek ister ki?" "Kimse özgürlüğünü kaybetmek istemez. Zaten özgürlüğünü kaybetmek değil, feda etmek diyorum. Bir şey uğruna ödenen bedel. Belki bir insan uğruna, bir an uğruna ya da sadece bir kitap uğruna. Bana göre özgürlük istediğin an istediğin şehre, istediğin ülkeye gitmek değil. Mesela bir kitaba özgürlüğünü feda ettiğinde başka kitapları eline alabilirsin ama eline aldığında sayfalarında yine o kitabı ararsın. Bir insana özgürlüğünü feda ettiğinde yine bir başka insanın gözlerine bakabilirsin, belki başka bir insanla öpüşebilir, hatta sevişebilirsin ama o ruhta aradığın yine uğruna bedel ödediğin ruh olur. Bir daha hiçbir kitapta, hiçbir ruhta özgür değilsindir."
Sayfa 69·Kitabı okudu
Alıntı
Teslim olan birine karşı hiçbir savaşı kazanamazdınız ama ortada bir direnç varsa o zaman bu gerçek bir galibiyet olurdu. Belki de bu durumu kendi içinde bir oyuna çeviriyordu. Bir avcı avını yakalamadan önce onu kovalamayı ve onunla oynamayı severdi ama ben artık kurban olmayacaktım. Yine de Ediz'in, ağırlığını hissettiğim bakışları bu sefer bir avcı ve av olmadığımızı söylüyordu. Adımlarımı takip eden adımları yok etmek için değil de yaşatmak için gibiydi. Yaşananlardan sonra buna inanmak çok zordu ama ruhum bu inancın üzerine uzanmak, orada soluklanmak istiyordu.
Sayfa 83·Kitabı okuyor
Alıntı
Seni hiç kazanamadım ama kaybettim
"Seni hiç kazanamadım." Bu, Ediz Çağıran'ın ilk itirafıydı. "Ama kaybettim." "Kazanmak için hiç savaşmadın," dedim. "Oysa buna bile gerek yoktu, uzansaydın dokunacaktın. Sen hiç savaşmadın."
Sayfa 73·Kitabı okuyor
Alıntı
Yapamayacağını anladım. Yapamayacaktı. Hangisi daha önemliydi? Bir insana zarar vermeyi bile düşünememek mi, yoksa o noktaya kadar gelip zarar verememek mi? Ediz beni hep bir uçurumun kenarına sürüklemiş ama o uçurumdan aşağı hiç itememişti. Yine de düşmediğimi söyleyemezdim. Saf bir kötülükle ve intikam alacağı inancıyla bu yola çıkmıştı. Bu inancını zedeleyen kişi bendim. İnancı ona sürekli bu işi tamamlaması gerektiğini söylüyor olmalıydı ama o bunu yapamıyordu. Ya bu inancı tamamen bırakacak ya da işin sonunu getirecekti ama ikisini de yapamıyordu. İnsan zihninin derin karanlığında düştükçe düşüyordu.
Sayfa 72·Kitabı okuyor
Alıntı
Leon Festinger'ın ortaya attığı bir kuram var...
"Doğa." Bir küvetin içinde karşımda oturmuş, gözlerime bakarken söyledi bunu. "Güvendiğin o adam olmak isterdim." "Sen zaten o adamsın." Ediz Çağıran'ın derinliklerinde yüzmüştüm ve orada güvenebileceğim bir adamla karşılaşmıştım. O adama öyle bir inanmıştım ki Ediz bile o inancı söküp alamamıştı oradan. Bir zamanlar düzenli olarak gittiğim psikolog, "Leon Festinger'ın ortaya attığı bir kuram var," demişti. "Eğer insan inancına ters düşecek bir durumla karşılaşırsa büyük bir psikolojik stresle karşı karşıya kalacaktır ve inancını terk etmek istemeyecektir çünkü inandıklarının yanlış olmasını istemez. Bu yüzden karşılaştığı ters durumlara karşı büyük bir direnç gösterebilir, onları görmezden gelebilir, hatta bu ters savunmaya karşı saldırıda bile bulunabilir. Bilinçaltını farkında olmadan kandırabilir. Peki sen Doğa? İnandıkların uğruna kendini kandırıyor olabilir misin?" Beni öldürmek üzereyken bir insana güvenmem mümkün değildi ama ona güvendiğimi söylemiştim. Ediz Çağıran benim güvendiğim adamdı fakat o adamı benden hep saklıyordu, buna inanmıştım. Bunun için sebepler bulmuştum kendime, mesela beni kaçırmıştı, değil mi? Başlangıçta öldürmek istediği biriydim, bu gerçeği kenara bırakıp bana o adamı gösteremezdi ama o adam hep oradaydı, bana bakıyordu. Buna inandım. Yanılmış mıydım?
Sayfa 70·Kitabı okuyor
Alıntı