Okura ‘Özlem Çeken’ diyor. Okurla konuşuyor ve ‘özlem’ açımlanıyor yavaş yavaş. Gözlerinizin önünde ya da ellerinizin arasında değil; dimağınızda ve de damağınızda. Evet damağımda köpüklü şekersiz puflu bir tat. Ve yanaklarımda bir ısınma. Okudukça yanaklarımı ısıttı. Ve özlem her şey oluverdi. Her şey de özlem oluverdi. Yavaş yavaş, sanki bir şeyleri örüyormuşçasına. ..
1999-2000. Tam milenyuma girerkendir. Mahalle ve sıkı fıkı mahallelidir. Dipdibeliktir. 30 yaşında kocasından boşanmış aklı zehir ama dili “olur” demeye alışmış annesinin kuyruğu bir kızdır Mihrap. Sonra ilk kez aşık olur. Sonra kalbini kaptırması yetmezmiş gibi ciğerini de kaptırmıştı Dalyan gibi bir öğretmene. Vallahi şaka değil. Oğlana donör olmuştur. Sevmiştir çok sevmiştir. Aman ya. Çok kalbimi burdu bu hikaye benim. Ama tam dibe de çökemedim. Mihrap öyle bir kıvrak düşünüyor ki nefesini tutarak okuyorsun. O hayranlıkla o zekaya hayret etmekten üzülemiyorsun da.
Bir şarkı atamadım aklınıza tüm Türkçe 90’lar gelebilir.
Bizim ZamanımızSinem Sal · Karakarga Yayınları · 20211,852 okunma
Yüksek derecede ufuk açan zihni aydınlatan bir baş eser bu. İnsanlığın gelişim farklılığının kökenine inmiş. Sonuna kadar irdelemiş. Hiçbir faktörü gözden kaçırmamış. Tek bir noktaya saplanıp kalmamış. Hiç akla gelmeyecek tüm noktaları gözden geçirmiş. Zihnim hiç bu kadar rahatlamamıştı. Diamond un önünde huşu içinde eğilmek isterim. Kendisi bir kuş biyoloğu olduğu halde kolları sıvama cesareti göstermiş. Hem de yeni gineli bir arkadaşının sorusu uğruna.
Neden dünyanın farklı bölgelerindeki topluluklar farklı biz ve biçimlerde gelişim gösterdiler?
Neden Amerika yerlileri ya da afrikalılar Avrupayı işgal edemedi de Avrupalılar buraları işgal etti?
İsteyenle bolbol bu kitap hakkında konuşabilir susmadan sohbet edebilirim.
Sanki tamamı tuhaf rahatsız edici bir rüyaymış gibi… bana öyle geliyor, bana öyle geliyor! Eski dünyayla sonradan tanışan yeni dünyanın batıllığı ve ortaçağ hıristiyanlığının iç karartan batıllığı… saçmalık üstüne saçmalık! İçinden çıkılmaz hurafeler döngüsü.:. Zihnimde sepya tonlarını süsleyen canlı kırmızılar, pembeler, uçuk yeşiller… ve aşk nerden çıktığı belli olmayan öyle de çözülüp yokolup giden aşk. Her şeyin ancak en tuhafı olmadı suretiyle kabul gördüğü, basitliğin sıradanlığın adının bilinmediği bir rüya atmosferi. Marquez yazdıysa ben tüm bunlara inanmayı seçiyorum.
Aşk ve Öbür CinlerGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202510,1bin okunma
Yaban… Yorgun ama idealist bir asker. Bir kolunu Çanakkale’de kaybetmiş. Kimsesi yok. Nasıl nasıl Anadolu bağrında bir köye inzivaya geçmiş. Ahmet Celal… Anadolu son savaşlarını veriyor. İnönü savaşları sonrası… Sakarya, büyük taarruz… işte Mustafa Kemal’e tam kumandanlık yetkisi veriliyor. Koca köyde bir tek ona gelen gazetelerden öğreniyor. Selameti ve ülkenin kurtuluşunu bekliyor tek koluyla. Ya köylü! Köylüye göre Ahmet Celal yabanın biridir. Ötesi değildir. Herkes ona uzak soğuk. Köydeki 2-3 yıllık hayatı boyunca kimse onu benimsememiştir. Köylü onu umursamaz o köylüye ulaşamaz. Zihninde bir yer edinemez. Ülke ne durumda vatan elden mi gidiyor, Mustafa Kemal ve çevresi inatçılık mı ediyor? Köylüye ne? Köylü buğdayının sığırının derdindedir. Ahmet Celal bu yalnızlık içinde çürümektedir….