Köpek Kalbi
Mihail Bulgakov’dan Köpek Kalbi. 1920’li yılların soğuk ve gri Moskova sokaklarından birinde ölmeyi bekleyen bir köpek, ismi Şarik.
Gençleştirme iksirini büyüyle değil de tıp bilimiyle bulabileceğini düşünen çılgın bir burjuva doktor, Filip Filippoviç.
Doktorun hırslı ama terbiyeli, iyi niyetli yardımcısı Bormental ve asistan Zina.
İnsan oğlunun acımasız ve vahşi yanı her zaman insanlara kendini göstermiyor. Ama çoğu zaman sokaktaki savunmasızlara, köpeklere ve kedilere yansıyor. Bu hikayede insanların zulmünden hep nasibini almış olan bir köpek var. Bedeninin yarısı acımasızca yakılmış, soğuk bir kaldırımda ölümü bekleyen Şarik.
O böyle dururken bir kahraman çıkageliyor. Şariği sahipleniyor onu besliyor. Şarik işte tam burada ilk defa insanlaşmaya başlıyor. Düşünüyor. Düşünüyor ve içinde bulunduğu durumu anlamaya çalışıyor. Pek tabii köpek beyni bunu anlamasa da Köpek Kalbi onu kurtaran Filip Filippoviç’e derinden saygı besliyor.
Ancak devamında okuyucu Filip’in bu hareketenin amaçsız olmadığını anlıyor. Aslında onun da bir çıkarı var. Burada bence Bulgakov burjuvaya göze parmak yapmadan harika bir eleştiri yapıyor. Burjuvanın asla ama asla işine düşmeyen şeye kolunu yormadığını gösteriyor.
En sonunda bizim doktor takımı bir gençleştirme deneyi için ölmüş bir suçlunun organlarını köpeğe naklediyorlar. Beklenilenin aksine gençleşmiyor. Hayvan insanlaşıyor. İnsanlaşırken aslında hiç de köpek halinde olmayan özellikler gösteriyor. Yani insan olurken aslında “vahşileşiyor”.
Ona terbiye vermesi gereken kişi ise Doktor Filip. Ben kendimi Filip’in yerine koyabildim. Kendimi bazen sol düşünceye sempati gösteriyormuş gibi görsem de, acaba yazarın anlatımından mı bilmiyorum, Doktoru haklı buldum. Aslında her nekadar burjuva da olsa, o kendisini bilime ve insanlığa